Bugun...
Bizi izleyin:


Okurdan gelenler


Facebookta Paylaş









Bir Görüşmecinin Güncesi / Eren YILDIZ
Tarih: 14-12-2017 22:55:00 Güncelleme: 14-12-2017 22:55:00


Sabah çok erken uyandı. Uyandığında henüz gün aydınlanmamıştı ve kısa sürede de aydınlanacak gibi de değildi. Burada olsa idi ilk olarak sabah sporunu yapardı, şimdi orada yapıyordur, diye düşündü. Kalktı ve kendisi de aynı hareketleri yaptı. Vücudunun esnemesini sağlamıştı gerçektende. Salona geçtiğinde her sabah olduğu gibi kahvaltı masasını hazır buldu. Aile ile yaşamanın en iyi tarafı bu olmalıydı, her sabah çayın hazır. “evet, bu bir emek sömürüsü, bir kadın olan annemin emeğini sömürüyorum, biliyorum” diye düşündü. İçinden O’nunla konuşmak huy haline gelmişti kendisinde. Bazen kavga ettiği bile oluyordu. Bazen de cezalandırıyordu O'nu, bu hafta gitmeyeyim yanına da anlasın varlığımın kıymetini, diyordu. İnsan böyle zamanlarda herşeyi özlüyor ve herşeyi irdeliyordu. Sonra, ben sevgilimin değil yoldaşımın yanına gidiyorum zaten, diye telkin ediyordu kendini. Yollarda buluyordu sonra biraz kırgın, biraz kızgın, çokça sevgi ve özlem dolu yüreğini. Yine bir hafta başı, yine sol şeridi kapatmış kamyonlar, yine kısacık bir zaman diliminde söylenmeye çalışılan birkaç söz...

 

Hava soğumuştu ve yine aynı sözler bekliyordu kapıda. Yine aynı yüzler, vaktinin dolmasını bekleyen, ana babasına, sevgilisine özlem dolu... “Hayatından gitmesini isteyen 2 kişi vardır, biri maphus, biri asker” demişti biri. Eksikti söylediği, birde askeri ve maphusu bekleyenlerdi hayatından gitmesini isteyen. 

 

Bekledi herkes gibi, herkesle beraber. Duvarları gibi çalışanlarının da yüzü soğuk ve griydi cezaevinin. Kapı açıldı, ilk arama. Yukarı çıkarken bir zamanlar yapmış olduğu yürüyüşlerin faydasını görüyordu. Seri bir şekilde tırmandı kısa yokuşu. Telefon için emanet bölümünde sıra vardı. Neyse ki arabada bırakmıştı telefonu. İkinci arama. Kantin. Her zamanki rutinini bozmadı, su aldı 2-3 şişe. İçecek birileri çıkardı elbet. Kendilerini cezaevine taşıyacak olan araç kalkmak üzereydi. Arabaya bindi. İlk durak, kadın ve çocuk cezaevleri. Otobüs bazen kadın - çocuk cezaevlerinin kapısına kadar gidiyor, bazen yokuşta bırakıyordu ziyaretçileri. İlerledi otobüs, sağa doğru kıvrıldı. T1 ve T3, dedi şoför. İndi otobüsten. T2 ve T4 yolcuları birkaç metre ileride ineceklerdi. Bir koşuşturma başladı ziyaretçi kayıt bölümüne doğru. Bir an önce kayıt yaptırabilmek için acele ediyordu insanlar. Kayıt sırası, göz tarama, çantaları emanet dolabına da kilitledikten sonra tekrar beklemeye gelmişti sıra. Sohbetler yine aynı konular üzerine. Gündelik yaşam, son gelişmeler, mahkemeye ne kadar kaldığı... Havalar soğudukça gelen ziyaretçi sayısı da azalmıştı. Okullar açılmış, tatiller bitmiş ve insanlar zorunlu sebeplerden daha uzun aralıklarla gelebilmeye başlamışlardı. Ayrı bir ceza yöntemiydi bu da, cezaevlerini şehrin en uzak yerine yapmak. Böylece daha az insan gelebiliyordu görüşlere. Zaten son süreçle beraber görüş sayıları ve süreleri de iyice azalmıştı.

 

Kendisi gibi her hafta gelebilen birkaç aile ile birlikte cezaevi kapısına doğru yürümeye başladı. Hafif ve kısa bir eğimi tırmandılar beraber. Ve beklemeye başladılar kapıların açılmasını. Son arama bölgesi. Bu defa hem x-ray cihazından geçeceklerdi, hem de odada üst araması yapılacaktı. Son bir göz taramasından sonra koca koca turnikeleri itip geçti görüş kabinine. Ve mırıldanmaya başladı o şarkıyı, “ne kadar da ufalmış bedenin...” film geldi aklına, İnci'nin peşinde koşan Barış gibi hissetti kendisini. Ya da Olric ile sohbet eden Oğuz Atay olabilirdi. Oğuz Atay, Olric ile acı üzerine sohbet etse ne derdi acaba?

 

- Acı neydi Olric?

 

-Kendinden başkalarının sıkıntılarını yüreğinde hissedebilmekti Efendimiz.

 

- Peki ya hissetmek istemiyorsak Olric?

 

-Yüreğinizi insanlara kapatın Efendimiz.

diyebilirdi mesela...

 

Bebeği gülümseyince tüm yorgunluğunu unutan anneler gibiydi halleri. Telefonda duyulan ilk “merhaba” ile unutuluyordu tüm uykusuzluk, beklemeler ve yorgunluk. Einstein'ın görelilik kuramına kesinlikle inanıyordu. Kendimizi mutlu hissettiğimiz zamanlar daha hızlı akıyordu. Belkide yeryüzünün ilk adaletsizliği buydu ya da insana verilen ilk ceza... Kısacık sohbetler, “mutlaka söylemem gerek” denilen ama illa biri unutulan cümleler... Ve sonra kapanan ışıklar, yaşıtlarının ergenlik hallerine uymayan bir yüz ifadesi ile “görüş bitti” diye bağıran asık yüzlü, gencecik gardiyanlar, gelecek bir haftanın sıkıntısı... Sanki gardiyan olmanın öncelikli koşuluydu sert olmak. Egolarını tutsak yakınları üzerinden tatmin etmeye çalışmak zorunluluktu belkide. Zor olmalı sistemin içinde var olabilmek için önce vicdanını feda etmek...

 

Sonra, görüş çıkışı sohbetleri, görüşte konuşulan detayların aktarımı, gülüşmeler ve bir sonra ki görüşe kadar “kendine dikkat et” temennileri... Ve yine rutin hayat...

 

Hayatının yeni bir rutin içerisinde aktığını hissediyordu. “Hayatımız çok rutin, hiç macera yok deme, bak ne kadar hareketli bir yaşamımız var.” demişti birgün. Evet, çok hareketliydi hayatları. Ama her akış kendi rutinini de beraberinde getiriyordu; sonuçta rutin durağanlık değil, hep benzer akmasıydı zamanın. Frankeistein gibi hissetmişti bir zamanlar kendisini, gece başka gündüz başka. O zamanlar karşılaşmışlardı. Bir başka duygu daha girmişti hayatına, daha önce hiç hissetmediği. Şimdi de yine iki hayat yaşıyor gbiydi, iki farklı dünya. Aslında bambaşka bir dünya daha vardı zihninde yaşadığı. Henüz gerçek olmamış ama bir gün mutlaka gerçek olacağını bildiği, bildikleri bir dünya. Halaylar çekiyordu o dünyada. 

 

Akışa bırakmıştı yaşamı, su akar yolunu bulurdu nasıl olsa. Basit yaşamalıydı bazen, enerjini gerekliliklere harcamalıydı...

 

İşte koca bir hafta daha başlıyordu. Okuyacağı, biriktireceği, O'nunla geçireceği yeni bir hafta.

 


Bu yazı 303 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Serdivan toz içinde...
    Serdivan toz içinde...
  • Bir zamanlar Sakaryaspor...
    Bir zamanlar Sakaryaspor...
  • Yaşamın Kıyısındakiler
    Yaşamın Kıyısındakiler
  • 1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
    1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
  • Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
    Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
  • NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
    NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Şiddete karşı kör müyüz?
    Şiddete karşı kör müyüz?
  • İşçi karıncaların orijinal sesleri...
    İşçi karıncaların orijinal sesleri...
  • Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
    Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
  • GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
    GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
  • Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
    Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
  • Fındık üreticisinin isyanı...
    Fındık üreticisinin isyanı...
VİDEO GALERİ
YUKARI