Bugun...
Bizi izleyin:


Doç. Dr. Hakan Koçak


Facebookta Paylaş









Tuhaf Şeyler Üzerine Bir Yazı
Tarih: 03-09-2017 18:16:00 Güncelleme: 06-09-2017 13:46:00


 Günümüzde toplumsal yaşamımızın merkezine yerleşmiş bulunan çalışmanın, bu konumuna daha yüz-ikiyüz yıl önce yerleşmeye başlamış olması inanılmaz gelebilir koca insanlık tarihi düşünüldüğünde. Oysa şimdi hemen hiçbirimizin çalışmanın olmadığı, hatta bırakın olmamayı, ona ayrılan sürenin azaltıldığı bir dünyayı neredeyse hayal bile edemiyor oluşu ne gariptir değil mi?

 

 Çalışma bu kadar önem kazanmış, hayatın merkezine yerleşmişken, ILO raporlarına göre, dünyada çalışabilir nüfusun %6’ya yakın bir bölümünün işsiz, çalışabilenlerinse yaklaşık yarısının güvencesiz işlerde istihdam ediliyor oluşu tuhaf değil midir? Her yerde veciz sözlerle, dinsel veya ahlaki düsturlarla, guruların, uzmanların, politikacıların vb. açıklamalarıyla sürekli kutsanan, kurtuluş olarak işaret edilen çalışıyor olmanın tüm dünyadaki çalışanların dörtte birini, düşük gelirli ülkelerdekilerin ise %70 kadarını yoksulluktan kurtaramıyor oluşu bir başka garipliktir sanırız. 

 

 Beşbin yıl kadar önce yapımına başlanan Mısır Piramitlerinin binlerce köle işçinin canına mal olduğunu büyük olasılıkla duymuş olmamıza karşın muhtemelen pek azımızın; Katar’da 2022 Dünya Futbol Şampiyonası için sürdürülen stadyum inşaatlarında onbinlerce işçinin bir tür kölelik sistemi ile çalıştırıldıklarını ve yüzlercesinin iş kazalarında hayatını yitirdiğini biliyor olması tuhaftır. Hele de bu bilgi ve iletişim çağında, futbola ilginin zirvede olduğu zamanlarda...

 Türkiye’de 15 milyon civarında sigortalının her ay ücretlerinden İşsizlik Sigortası Fonu için kesilen %1 işçi+%2 işveren payının pek de farkında olmaması anlaşılırdır belki ama adı üstünde işsizler için oluşturulan bu havuzdan en az yararlananın işsizler olması tuhaf gelmez mi yurttaşlarımıza?

 

 Yakın zamanda yayınlanan bir KHK ile daha önce birçok kez sunulan teşviklere bir yenisi eklenirken; “bu teşvik paketiyle İşsizlik Sigortası Fonu bir kez daha yağmalanmış olacak. 2002 yılından bu yana işsizlere sadece 14,3 milyar TL ödeme yapan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bir çırpıda 13 milyar TL’ye el konulmuş olacak” diyen DİSK'in sesinin duyulmamasına ne denmelidir? Birçok sendika üyesinin İşsizlik Sigortası Fonu için ücretinden kesilen bu paralarla işsizlikle mücadele programı adı altında yapılanlarden haberi olmaz ya da buna sesi çıkmaz iken bordrosunda sendika aidatı olarak gördüğü kesintiden muzdarip olması da bir başka tuhaflıktır herhalde.

 Memleketimizde işsizlik ciddi bir sorun olarak algılanır, ciddiye alınır. Bu ciddi meselede kime sorsanız eğitimin öneminden dem vurur. Esprili biçimde söylersek işsizlik sorununun çözümünde sihirli formül “eğitim şart” şiarıyla özetlenebilir. Pekiyi ama işsizler arasında hatırı sayılır düzeyde yüksek öğrenimli işsizin bulunduğu ve bunların düzenli olarak arttığı, yüksek öğrenim mezunları arasındaki işsizlik oranının okuma-yazma bilmeyenlerden daha fazla olduğu gerçeğine ne demeli?

 

Gençler üniversite eğitimi alarak meslek sahibi olmaya ve işgücü piyasasında daha avantajlı bir konuma gelmeye çalışmaktadır. Bu amaçla Türkiye’de her yıl 2 milyondan fazla öğrenci üniversite sınavına girmektedir. Fakat üniversite eğitimi işsizlik sorununu ortadan kaldırmamakta, yüksek işsizlik oranları eğitimli işgücünü de tehdit etmektedir. 2017 Mart verilerine göre yükseköğretim mezunlarının işsizlik oranı % 12,2 seviyelerine ulaşmıştır, yaklaşık bir milyon üniversite mezunu genç işsizdir (TÜİK, HHİA. 2017). 2016 Ocak ayında aynı grupta işsizliğin % 10,1 oranında ve 650 bin kişi civarında gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda artışın çok hızlı olduğu görülmektedir. Bu veriler ışığında hala genel geçer “eğitim şart” sloganı ile işsizlikle mücadele edildiğinin iddia edilmesi ya da buna inanılması tuhaf değil midir

 

Türkiye giderek bir ücretliler toplumu olma yolundayken, istihdam edilen nüfusunun yaklaşık üçte ikisi ücretli olmuşken televizyonlarında, gazetelerinde ve ana akım siyasetinde emeğin, çalışma yaşamının sorunlarının en alt sıralarda yer alması ne garip bir tezattır. Belki de 80'lerden bu yana farklı kılıklara bürünerek egemenliğini sürdüren neo-liberalizmin en büyük başarılarından birisidir bu: Emeği nicel olarak büyütür ve sorunlarını artırırken diğer yandan emeği görünmez, konuşulmaz kılabilmek. Türkiye'nin hakim politik gündeminde emekçilerin sorunlarının çok uzun süredir başlıca tartışma konusu olmamış olması ve bizim buna alışmamız tuhaf değil midir?

 

 Sivil bir girişim olan İsçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi 2016 raporunda 1970 işçinin çalışırken yaşamını yitirdiğini ve Türkiye tarihinde en çok işçi ölümünün bu yıl içinde gerçekleşmiş olduğunu söylüyor. En güvencesiz işçi bileşenleri olarak 56 çocuk, 110 kadın ve 96 göçmen işçinin can verdiğini de ekliyor. Ölümlerin en çok gerçekleştiği işkolları ise sendikalaşmanın en az olduğu, güvencesizliğin hakim olduğu işkolları: 442 inşaat, 389 tarım, 265 taşımacılık, 124 ticaret/büro, 109 belediye, 96 metal ve 73 maden işçisi aramızdan ayrıllmış. İş kazalarında yaralanan, sakat kalan, iş göremez hale gelen emekçilerin sayısı ise çok daha fazla. Bu dehşet verici tablonun ana gündemlerimizden biri olamaması, mesela Soma'da, üç yıl önce 301 madencinin,  zincirleme ihmal ve suçlar neticesinde, bir anda aramızdan ayrıldığının ve konuyla ilgili davaların gözlerden ırak sürdürüldüğünün neredeyse farkında bile olunmaması tuhaf değil midir?

 

 Örnekleri artırmak, tuhaflıkları çoğaltmak mümkün ama neleri tuhaf bulduğumuz anlaşılmıştır sanırız. Uzun süredir sendikal, akademik ve politik olarak emeğin meseleleri ile uğraşan, kafa yoran biri olarak ben bu türden tuhaflıklardan bahsedeceğim okurlara yazılarımda. En başta alışmamak, tuhaf, anlaşılmaz bulmak; doğalmış gibi davranmamak; olup biteni fıtrata, kadere, hurafeye, dogmaya bağlamamakla başlayacak herşey. 

 

Çanakkale'deki Kurultay Üzerine Birkaç Not

 Çanakkale'deki Adalet Kurultay'ının 3. günü oradaydım. Emeğe Adalet başlıklı çalıştay katılımcılarından biriydim. Sabah günün ana teması olan Geçimde Adalet başlığı altında yapılan büyük panele katıldım, ayrıca kampta gezindim. Genel başlıklar halinde kısa izlenimlerimi paylaşmak isterim:

 

- Hemen herkesin de dikkat çektiği gibi katılımcıların yaş ortalaması hayli yüksek (mesela Adalet Yürüyüşü'nden de yüksek)

 

- Kılıçdaroğlu'nun da katıldığı ana paneller esasen vitrin oluşturmaya yönelik gibi. Bu bağlamda da daha çok sağa yönelik bir açılımın izleri belirgin. Örneğin geçim gibi geleneksel olarak solun gündeminde olan bir konuda bile panel katılımcılarının ağırlığını eski ANAP'lı, AKP'li vekiller ve milli görüş çizgisinde akademisyenler oluşturuyordu. Panelde Erbakan'a referansla Adil Düzen güzellemesi yapılması, en azından bizim açımızdan “tuhaf” tı. Tabi yılların marksisti, hocaların hocası Korkut Boratav'la bu profilin yanyana gelmesi de ayrı bir tuhaflıktı bizim açımızdan.

 

- Velhasıl Kurultay'da kafalar hayli karışık görünüyordu. Alandaki bir stanttan kapış kapış dağıtılan Nutuk'larla, kürsüden seslendirilen liberal, islamcı vb. görüşler, öneriler vs...Bizde uyanan izlenim CHP'nin 2019'u hedeflediği ve bir sağ açılım süreci içinde bu hedefe ilerlemek istediği yönündeydi.

 

- Adalet Yürüyüşü ile sokakla buluşan ve doğal olarak da sol duyarlılıkları gelişen kitlenin, gözlerden ırak Kurultay alanında, yani sokaktan masa başına çekildiğinde sağa yöneldiği/yönlendirildiği izlenimi edindik. Evet sosyalist isimler de vardı çalıştay programında ama havayı belirleyen onlar değildi.

 

- Ana paneller dışında eş zamanlı olarak gerçekleştirilen tematik çalıştayların daha verimli olduğu, konunun muhatabı kişi ve örgütlenmelerin sesine yer verdiği için daha besleyici olduğu söylenebilir. Tümünü izleme olanağı bulamadık. Örneğin bizim katıldığımız Emeğe Adalet çalıştayının izlenme durumu da, içeriği de kötü değildi. Ama önceden çerçeve oluşturulmadığı, çalıştay yeterince yapılandırılmadığı için sonuçları ne ölçüde alındı, murad edilen ne kadar yerine geldi doğrusu bilemiyoruz. 

 

- Eğer Kurultay'dan beklenen programatik hedefler, staretijerl vb. Belirlemek idiyse -ki biz o büyük yürüyüş sonrası bunun gerekliliğine inananlardanız- bu beklentinin karşılanmasına uygun bir ortam olmadığını söyleyebiliriz. Öte yandan CHP kitlesinin eğitimi açısından yararlı olabilecek bir kamp ortamının da boşa harcandığını düşünüyoruz. Abdüllatif Şener'le, eski ANAP'lı Nesrin Nas'la, anti-siyonist temalarla Adil Düzen anlatan akademisyenle; marksist ve konuşmasını sağ(özelde AKP, ANAP) ve muhafazakarlık karşıtlığı üzerinden kuran Korkut Boratav'ı aynı kürsüden dinleyen kitlenin sosyal demokrasi, sol, ilericilik adına ne kazanmış olabileceğini bilemiyoruz. Vitrin oluşturmak için görünür kılmak ile kitlenin temel meselelerde bilinçlendirilmesi, yönlendirilmesi için yararlanmak farklı şeyler. Bu denli farklı ve hatta zıt yaklaşımların açık oturumlarda tartışılması da gayet olumlu. Ama Adalet Yürüyüşü ile kitlelerde büyük motivasyon yaratan ve enerjik, etkili bir muhalefet hareketi yaratma konusunda-çoğu kişi için yeniden- kendisine umut bağlanan bir parti için mesele sanırız esasen netleşme, programatik, somut hedefler ve talepler olmalı...bilmem siz ne dersiniz değerli okurlar?



Bu yazı 767 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Serdivan toz içinde...
    Serdivan toz içinde...
  • Bir zamanlar Sakaryaspor...
    Bir zamanlar Sakaryaspor...
  • Yaşamın Kıyısındakiler
    Yaşamın Kıyısındakiler
  • 1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
    1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
  • Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
    Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
  • NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
    NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Şiddete karşı kör müyüz?
    Şiddete karşı kör müyüz?
  • İşçi karıncaların orijinal sesleri...
    İşçi karıncaların orijinal sesleri...
  • Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
    Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
  • GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
    GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
  • Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
    Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
  • Fındık üreticisinin isyanı...
    Fındık üreticisinin isyanı...
VİDEO GALERİ
YUKARI