Bugun...
Bizi izleyin:



Sakarya'da CHP ve SOL (7)

Tarih: 03-12-2017 12:22:03 Güncelleme: 05-12-2017 07:14:03 + -


Dosyamızın bugünkü konuğu Şaban Koludra. Koludra, partinin bugünkü durumuna yönelik şu tespitlerde bulundu:


Sakarya'da CHP ve SOL (7)

MedyaYazar: Grafikler ve tabloları birlikte inceledik. Sizce bu tablonun oluşmasına neden olan faktörler nelerdir? Gelinen noktada CHP neden bu halde?

Şaban Koludra: Öncelikle teşekkürler. Çabanız ve hazırladığınız grafikler, teknik faydası yanı sıra ideolojik olarak da kıymetli. Baktığınızda bu tablonun sebeplerinin lokal, bölgesel, ülkesel etkileri var ve her bir etkinin bu tabloda payı var. Ama olabildiğince basit biçimde ifade etmeye çalışacağım.

Buradaki mihenk nokta 12 Eylül 1980. Tek belirleyici anlamına gelmiyor bu, ama sert bir dönüşüm olduğundan başlangıç noktası olarak bunu kabul etmek gerekiyor. Yoksa sayabileceğimiz bir dizi neden var. Ama başa dönersek 12 Eylül’e kadar Türkiye’de belirleyici olan şey ideolojiydi. 12 Eylül’ün temel müdahalesi bu alana oldu.

-M.Y. Aslında baktığımızda 12 Eylül ün hemen sonrası en karanlık dönemlerinde hala bir güç ve oy potansiyelinden söz etmek mümkün. Ama giderek azalıyor. Şunu mu söylüyorsunuz darbenin etkileri esasen daha sonrasında hissedildi. Bir kuşak sonra hissettik.

Tabi ben 12 eylül olduğunda üniversitede olan kuşağım. 78 kuşağı tabir edilen kuşak. O zaman bize eğitimde kimi zorluklar çıkarıldı. Eğitim alanında kalite düşürüldü. Ama 12 eylülün hemen sonrası hala öncesini yaşamış insanlar vardı. Dava ve ideolojiye inanç söz konusuydu. İnsanlar canı söz konusu olsa bile inandıkları için çok ciddi fedakarlıklar yapabiliyorlardı. Ne zamana kadar 1991’e kadar. 90’ların başındaki sosyal demokrat hareketteki yükseliş ve kıpırdamada hala inançları olan bu kuşağın ciddi etkisi vardır. 80 öncesini yaşamış davranış kalıplarını koruyan kadrolar sorumluluk almıştı. Ama bir taraftan, Özal mantığı yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştı. İdeolojileri bir kenara bırakan, her şeyin para ile ölçüldüğü, ekonomik edinimin ön planda olduğu bir dönemdi bu ve biz bir kuşağı bu arada kaybettik

-M.Y.: Sol bu dönemde yeterli ideolojik savunmayı yapamadı diyorsunuz. yeni gelen değerler solun zeminini aşındırdı.

Sol bunu yeteri kadar önemsemedi. Halbuki o zaman genç olanlar sonrasında çocuk sahibi oldu. Bu arada ardından din faktörü devreye girdi. 12 Eylül sonrası dinci yapılar önce yurt dışında kümelendi. Bildik islamcı sermaye kuruluşlarının oluştuğu dönemdir bu dönem. Dinin sömürmeye uygun olduğunu fark ettiler. Hem çok kolay sömürüyorsun insanları, hem de kazanç elde ediyorsun. Bir çıkış olarak gözüktü bunlar halk için 90’lı yıllarda. Önce yerel yönetimi sonra iktidarı aldılar. Onlar hata yapmadı ve iyi örgütlendiler. Öncesinde sadece sorumlu ve görevli insanlar değil pozisyonu mesleği nedenle kendini doğal görevli sayan insanlar vardı. Mesela kırsal kesimde çağdaş düşüncemizin temsilcisi öğretmenlerdi. Görev verilmese bile kendini aydınlanma konusunda doğal görevli sayıyorlardı. Özal mantığı  insanların kendisini görevli hissetmesi duygusunu da ortadan kaldırdı. Bu değişim olurken sol buna cevap vermekte gecikti. ‘Nasıl olsa cumhuriyetle yetişmiş bir kuşak var ve her koşulda cumhuriyete sahip çıkılır’ kolaycılığı solda karşılık buldu. Çarşaf liste anlayışının hakim olduğu seçim siteminden, ön seçimin tartışma ihtimali bile olunmayan bir dönemden ‘bunlara ne gerek var ANAP bunları yapmadandan başarılı oluyor’ anlayışına geçildi. Bu bizi farklı kılan fikirlerin ifade edilme özgürlüğü, çoklu tartışma ile karar alma sürecinden, biat kültürünün hakim olduğu merkezden atamaların yapıldığı bir döneme geçti. Bu da bizdeki ikinci kırılma noktası oldu. İnsanların siyaset yapma hevesi kırıldı. İnsanlar verecekleri katkıların karşılığının olmadığını düşündüler.

Bir başka konu ise ekonomi. Solun güç aldığı kesim büyük ölçüde yoksullar, düşük gelir gruplarıdır. Bu arada 80 sonrası yurt dışına güçlü sermaye biriktiren dinci sağ,  bu kesimlerin günlük ihtiyaçlarına yardımcı oldular. Üstelik ellerinde inanç gibi bir silahları da vardı. kısmi olarak insanların hayatlarına dokundular. Yardımlaşma kurumları, vakıflar, kamu yararında dernekler eliyle bu insanların ihtiyaçlarına el attılar. İnsanlar hem inançları, hem sunulan dayanışma olanakları nedeniyle dinci bu hareketlere yöneldiler. Bu dayanışmayı büyük ölçüde belediye olanakları ile rant dağıttıkları kesim üzerinden finanse ettiler.

-M.Y: Burada sanırım neo liberal ekonomik politikalar ile kamunun bu alandan çekilmesinin ciddi katkıları oldu. Mesela öğrencilerin barınma alanından kamu çekilirken onlar yurtlarla bu alanda bu boşluğu doldurmaya talip oldular.

Evet. Bir de tabi 1980 sonrası ideolojilerin zayıflaması onların işi kolaylaştırdı. Bizim insanlarımız bunları yeterince dert edip ciddi mücadele etmediler. Sorumlu hissetmedi kendini herkes direnç oluşturmaya. Bu zaman zarfında 80’den 2017’ye 3 tane kuşak yetişti. Bu kuşaklarla bizim hem iletişimimiz zayıftı, hem de iktidardan uzak olmamız nedeniyle sorunlarına çözüm de bulamadık.

Özetle nedenler üzerine bunları söyleyebiliriz. Önemli olan, ne yapılabilirdi? Mustafa Kemal’e Cumhuriyet kurulup devrim oturduktan sonra soruyorlar; “Nasıl başardın?” diye. O da şunu söylüyor; “ben hiçbir zaman düşünmedim nasıl başarırım diye, önce bir hedef koydum sonra bunu engelleyecek sorunları sıraladım. Sorunları çözdükçe hedefe gittim.” Bizim sorunlarımızı tespit etmemiz gerekiyor ki, sorunlar belli. Şu an kongre sürecine girdik. Kongre alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Kongreleri sadece seçim için, siyasi partiler yasasının getirdiği zorunluluk için yapmamamız gerekiyor.  Kongreler sorunların tartışılıp çözümlerinin arandığı gündemli ciddi toplantılardır. Türkiye’nin kuruluş sürecinde en ciddi sorunları Erzurum’da, Sivas’ta, Amasya’da konuşulmuştur. Erzurum’daki kongre 14 gün sürmüştür düşünün. Burada yapılan belli. Ülkenin durumu ortaya konmuş, bunun için mücadele eden güçler yan yana getirilmiş. Sivas kongresinde sonuç bildirgesinin yayınlandığı 9 Eylül, CHP’nin ilk kongresi sayılır. Bugünde çok farklı bir durumda değiliz. İktidarı muhalefeti, ‘ülkenin çok kritik bir dönemde olduğunu’ kendileri söylüyor. Bizim kongrelerimiz organların yeniden seçilme zorunluluğu için yapılıyor şu an ve biz seçimin kongrenin en son bölümü olduğunu unutmuş, kongre ile seçimi neredeyse aynı anlamda kullanır durumdayız. Oysa biz kongrelerde seçilenlere görevi kongrede alınan kararları, konuşulanları uygulamak üzere veririz. Mesela şu an kongre sürecindeyiz. Yapılması gereken ilçe kongrelerinde o bölgenin seçmenlerinin  yaş, meslek, eğitim durumu ortaya sermek. Seçmen ve ilçenin detaylı analizini yapmak. Bundan sonra  ilçedeki temel sorunlar ortaya konulacak ve çözüm önerileri tartışılacak. Bütün bu tartışma süreçlerinin sonunda oluşan sonuç bildirgesi il kongresine gönderilecek. İl benzer şekilde merkeze. Bizde bakın kongre sonuç bildirgelerine olsun diye yazılmış metinler.

 

 

-M.Y.: Peki bu tablonun değişmesi için ne yapmak gerekiyor? CHP’nin Sakarya’da özel olarak odaklanması gereken bir coğrafi bölge veya bir toplumsal kesim var mı? Aynı örnekleri soruyoruz. Bu kimileri için muhafazakar iklimde kendini baskı altında hisseden kadınlardır, kimi için ekonomik durumu bozulan kırsal bölgede yaşayan seçmen ya da AKP iktidarından kaygılı kentte yaşayan eğitimli nüfus. Sizce nasıl bir strateji izlemeli CHP.

 

Aslında sorunuzun içinde kimi kesimleri zaten belirtmişsiniz. Ben cevabımla farklı bir şeyler ekleyeyim. Öncelikle sorunun çözümüne CHP ya da bir başka partinin çözmesi gereken bir şey olarak bakmamak gerekiyor. Ülkeyi çok uzun zamandır yöneten iktidarın bir suçluluk psikolojisi ile, iktidar kaybedilirse hesap verme endişesi ile iktidarı korumak için her şeyi yaptığı bir dönemden geçiyoruz. Olaya iktidar ve muhalefet olarak bakmalıyız. Ben soruya muhalefet ne yapmalı diye cevap vereceğim. Öncelikle iktidarın örgütlenme biçimini ortaya koymalıyız. İktidar birden fazla insanın yan yana geldiği her türlü sivil toplum örgütleri, meslek örgütleri ve benzeri kurumlara damgasını vurmaya çalışıyor. Bir konuda iktidarı eleştirdiğinizde savunmasını bu örgütler üzerinden yapıyor ve meşruiyet sağlıyor kendisine. Toplumun algısını yönetmede bunun etkisi çok büyük. Muhalefet olarak bizim de karşılarında benzer şekilde güç biriktirmenin yollarını bulmamız  gerekiyor. Sadece yerel genel seçimlere odaklı siyasetten vazgeçip kısa, orta, uzun vadeli planlar yapmamız gerekiyor. Örgütlenme biçimimizi baştan aşağıya değiştirmeli ve mahalle bazlı örgütlenmeliyiz. Mahalle bazlı örgütlenmeden kastım, mahallelerde meclis oluşturmak ve burada mahalle muhtarının azası, cami derneği, mahalledeki derneklerin temsilcileri, orada sözü etkili insanlardan oluşturduğumuz muhalefet karakterli bir yapı. Tabi şimdi şu soru arkadan geliyor: Ama seçim geliyor ve kısa vadede ne yapmamız gerekiyor. Seçimlerin artık anlamı da değişti. Bizim parlamenter sistemi korumamız gerekiyor. Unutmamamız gerekiyor ki karşımızdaki güç 100 yıllık geleneği olan çok uzun süredir biriktirerek buraya gelmiş bir güç. Bakıyorum yeni kurulan Akşener’in partisi bile daha ilk günden ‘Başkanımızı Cumhurbaşkanı seçtireceğiz’ diyerek tuzağa düşüyor. Bu tuzağa düşmememiz gerekiyor. Yapmak zorunda olduğumuz parlamenter sistemi korumak. Bunu da kentli kesimlerle yapabiliriz. Zamanın büyüğünü, anlattıklarımız üzerine düşünme ihtimali olan kentli, eğitimli seçmene ayırmalıyız, kısa vadeli hedefimiz bu olmalı. İktidarın olanakları ve kırsal seçmenle kurduğu ilişki, sosyal yardım ile geçinenlerin yaşam kaynakları nedeniyle iktidara bağımlılıkları düşünüldüğünde bu kesimlerden kısa vadede destek alabilme ihtimalimiz çok düşük. Bu kesim her dönem  vardı ama mevcut iktidar döneminde sosyal yardım alan kesimlerin sayısı ciddi olarak artmış durumda. Veriler 8 milyon ailenin yaşamını sosyal yardım ile yaşamını devam ettirdiğini söylüyor. İktidar değişmediği sürece bu kesimlerden destek alabilmek çok zor. Sözümüzü tabi ki bu insanlara söyleyeceğiz ama esas enerjimizi harcamamız gereken kesim eğitimli, kentli seçim.

-M.Y.: aslında referandum sonuçları bunun işaretlerini verdi sanırım. Kent merkezleri AKP’nin zayıf karnı...

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Verilere bakıp, tabloya göre hareket etmeliyiz.

-M.Y: Son olarak şunu sormak istiyoruz. Özellikle kongre süreçlerinde yahut seçimler öncesi, biliriz ki CHP’de adaylık tartışmaları başlar ve bu tartışma hep isimler üzerinde döner. “Şu” mu olsun “bu” mu ? Sizce temsil edecek ismin kim olacağı tartışmasında kimi kriterler olmalı mı. Görüştüğümüz kimi isimler bunun için kriter sandıktır. “Koyarız sandığı partililer doğru insanı seçer” dediler. Siz ne düşünüyorsunuz.

Çok uzun yıllardır CHP içindeyim. Çok çeşitli kademelerde yöneticilik yaptım. Tespitim şu. “Partide görev almanın ölçülebilir kriterleri olmalı.” İsimle örnek vereceğim tartışma başlatacak ama olsun. Bu partinin 1980 sonrası gördüğü en önemli ilçe başkanları Aydoğan Sezer, Şanlan Bayhan, Geyve’de Osman. Diyeceksiniz ki kriterin ne. Bu ilçe başkanları seçime girdiler ve belediyeler, belediye meclis üyelikleri kazandırdılar. Daha sonra gelenler döneminde yavaş yavaş belediyeler, belediye meclisleri, muhtarlıklar, azalar ne varsa yavaş yavaş tükendi. Gelelim İl Başkanlarına. Selçuk Gedikli ve Enver Şükür’dür. Bu isimler görev yaptıkları dönemde belediyeler kazandırdılar bir dizi ilçede. Uzun lafın kısası bence kriter seçim sonuçlarıdır. Yaptın, seçimde başaramadın değişecek.

Bir başka önemli konu partimizin sistemi. Biz de tüzüğe göre mahalle bazlı bir örgüt yapısı var ki bence sandık bazlı olmalı. Mahalleler çok büyüdü çünkü. Delegeler o mahallede alınan oy oranına göre dağıtılıyor. Ama kurultay delegesi o ilin milletvekili sayısına göre belirleniyor. Neden alınan oya göre değil. Düşünün CHP’nin hiç milletvekili olmayan ilden gelen kurultay delegeleri partinin yönetimini kaderini belirliyor. Bunların bazıları genel merkez tarafından belirlenmiş yönetimler,örgütler kağıt üzerinde neredeyse. Ama Trakya’da dünyanın oyu almışsın yüzde 1 oy aldığın ildeki kadar kurultay delegesi ile temsil edilemiyor sistem nedeniyle.

-M.Y.: Bizim aday kriterlerinden önce düzeltmemiz gereken bir de seçim kriterlerimiz var diyorsunuz.

Evet. İktidara bakın. Yöneticileri ya eğitilmiş kesimler, yahut belli yerlerde temsil edilmiş toplumun kimi kesimlerini temsil eden, seçimli süreçlerle temsilleri tescillenmiş isimler. Biz de öncelikle işin ekonomik güce dayanması nedeniyle adayların ya geniş ekonomik imkanı olması ya da birileri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Sonra partide etkili olanlar yukarıdan aşağıya partiyi kendine göre dizayn ediyor. Özetlersem, iki şey olmalı. Birincisi tabi ki yeterlilik, liyakat ama ikincisi bir de ölçülebilir başarılı kriterleri olmalı. Seçim sonucunda belli çıtanın altına düşen görevine devam etmeyecek. Bunları dışarı itelim demiyorum, gerekirse bu deneyimi kullanacak parti içi başka danışma kurulları oluşturalım. Bu birikim ve emekten yararlanmaya devam edelim ama yönetim değişsin.

Bitirirken daha da büyüteyim. Bu bir parti ile olmaz. Tehdit büyük. Serdivan’da referandumda bir denemesini yaptık aslında. Bu tehditten etkilen Cumhuriyetçiler, gerçek Atatürkçüler, bilimin üstünlüğüne inanlar bir araya gelecek, birlikte hareket etmenin yolunu bir formunu bulacaklar. Her geçen gün bir gün daha kaybediyoruz. Rejim giderek sertleşiyor ve kaybettiğimiz her gün işimizi daha da zorlaştırıyor.


YARIN: HAYRİ KÖSE: “Önce Cumhuriyet Halk Partisi demeliyiz “




ÖNCEKİ BÖLÜMLER

  

  






Etiketler :

DİĞER DOSYA Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
FOTO GALERİ
  • Serdivan toz içinde...
    Serdivan toz içinde...
  • Bir zamanlar Sakaryaspor...
    Bir zamanlar Sakaryaspor...
  • Yaşamın Kıyısındakiler
    Yaşamın Kıyısındakiler
  • 1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
    1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
  • Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
    Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
  • NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
    NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ahmet Şık: Soylu haberi özel bir haber değil aslında
    Ahmet Şık: Soylu haberi özel bir haber değil aslında
  • İKSV Kültür Sanat Kart ile Konuyu Değiştir - Metrobüs
    İKSV Kültür Sanat Kart ile Konuyu Değiştir - Metrobüs
  • Şiddete karşı kör müyüz?
    Şiddete karşı kör müyüz?
  • İşçi karıncaların orijinal sesleri...
    İşçi karıncaların orijinal sesleri...
  • Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
    Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
  • GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
    GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
VİDEO GALERİ
YUKARI