Bugun...
Bizi izleyin:



Çocuk istismarı ve şiddette kara tablo!

Tarih: 19-11-2017 11:32:32 Güncelleme: 19-11-2017 11:47:32 + -


Sakarya Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Av. Elif Düzgün, çocuklara yönelik şiddet ve istismar konusunda tablonun hiç de iyi olmadığını söylüyor. Yaygın olan istismarın önüne geçilmesinin, yalnızca cezayla mümkün olmadığını dile getiren Düzgün, "Her şeyden önce iki yüzlü toplumsal ahlak anlayışından vazgeçmek gerekiyor" diyor. Düzgün ile Serap Özer konuştu...


Çocuk istismarı ve şiddette kara tablo!

Yarın 20 Kasım Uluslararası Çocuk Hakları Günü,  bizler yine onlar adına büyük büyük laflar edeceğiz, daha önce görmemezlikten geldiğimiz o çocukları kameralar önün de öpüp koklayacak, başlarını okşayarak ne kadar çocuk dostu olduğumuzu göstereceğiz. Bir gün sonra ise her şey eski haline dönecek.

Biz de görünenin arkasındaki gerçeği Sakarya Barosu Çocuk Hakları İzleme Merkezi Başkanı Avukat Elif DÜZGÜN ile konuştuk.

Hani üstat demiş ya

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar

oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi

hiç değilse bir günlüğüne doysunlar

bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

çocuklar dünyayı alacak elimizden

ölümsüz ağaçlar dikecekler.

                Nazım Hikmet

 

Umutların bir günde kalmaması dileğiyle..

SERAP ÖZER

 

-Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezunum. Sakarya Barosunda avukatlığa başladım. 2000 yılında staja başladım. 2001 yılında avukat oldum.  2001 yılından beri Sakarya’da serbest olarak avukatlık yapıyorum. Daha önce kadın ve çocuk hakları komisyonunda görev aldım. Kadın hakları ve çocuk hakları konusunda çalışmalarım oldu. 4 senedir çocuk hakları komisyonunda başkanlık yapıyorum, ama daha önceleri de üyeliğim vardı. 

 

-Son Zamanlar da yaşanan çocuğa karşı şiddet olayları hakkında neler söyleyeceksiniz?

 Son zamanlarda çok fazla şiddet olaylarıyla karşılaşıyoruz, aslında şiddet  de istismarın bir türü. Diğer bir büyük sorun da  cinsel istismar. Ne yazık ki, son zamanlarda gerçekten çok çok fazla vaka görmeye başladık. Ülke gündemini de meşgul edecek büyük , yankı yaratan olaylardı.  Bu olaylarla ilgili olarak  baro olarak, çocuk hakları merkezi olarak müdahil olmaya çalışıyoruz, fakat her dosyaya müdahil olmamamız söz konusu değilken dahi, çok çok fazla dosya da bizim dahlimiz oluyor. Çok  küçük yaştaki çocuklara karşı cinsel istismarın türleri ensest. Sakarya’da  çok yüksek sayılarda, çok fazla  ensest vakası görüyoruz.

 

-Ensesti biraz daha açabilir miyiz?

Ensest, aileden kan bağı olan kişilerden babanın, abinin cinsel istismarı. Yine son dönemlerde çok yoğun olarak var bundan bahsetmeli miyiz bilmiyorum ama öz abi istismarından doğumlara kadar vakalar var.

 Gerçekten elimiz kolumuz bağlı bir durumdayız. Çünkü yasalar, yasaların uygulanmasında sorunlar olabiliyor. Ancak bunların yargının önüne gelmesi de çok önemli.

 Örneğin  bir cinsel istismar vakası geliyor  bize ama 5-6 senedir süre gelen, farklı kişilerin yer aldığı cinsel istismarın olduğu ortaya çıkıyor, yani karanlıkta kalmış olaylar en son bir şekilde patlarsa yargıya yansıyor. Onun dışında insanlar bunu gizlemeye devam ediyorlar. Çünkü toplumsal bir ahlak anlayışı var, bir namus anlayışı var, ailelerin kendi içinde de bir ahlak ve namus anlayışları var, bir utanç var. Sadece mağdurun değil, mağdur ailelerinin de kirlenmiş hissetme gibi yanlış bir güdüleri var. O yüzden ortaya çıkartmamaya çalışıyorlar cinsel istismarı… 

Bunun dışında çocuğa karşı şiddet de çok fazla görülüyor. Ebeveyn tarafından, artı akran zorbalığı olarak da… 

 

-Bu şekilde gelen dava var mı?

Var, şöyle daha çok  aileden  şiddet görüyor çocuk. Bunu da en fazla okuldaki öğretmenlerin saptadığını görüyoruz. Ya da evi terk eden boşanma sürecine giren annenin sonradan ortaya çıkardığı şiddet vakaları var. Ne  yazık ki şiddet bir defaya mahsus bir  olmuyor aslında. Sistematik, zamana yayılmış süre gelen bir şiddet oluyor. İnsanların, ya annenin ya da akrabalardan birinin ‘dur’ deme noktasına gelmiş olması gerekiyor ama bu sürece gelene kadar  bir sürü şiddet vakaları oluyor

 

-Cinsel istismar vakarlarında belli bir yaş grubu var mı?

Cinsel istismar vakalarında on beş yaş altı oldukça fazla, hatta on iki ve altında çok çok fazla.  Yani çok küçük yaşlara inmiş durumda cinsel istismar. Utanç verici bir şey ama ilimizde gerçekten bu oranlar çok yüksek.  

 

-Genelde şöyle deniyor, daha önceleri de bu vakalar çoktu ama basına yansımıyordu, bir avukat olarak siz ne düşünüyorsunuz? Gerçekten basında görünür olduğu için mi biz arttı diye düşünüyoruz? Yoksa gerçekten arttı mı?

Bunu  iki şekilde açıklayabilirim, evet gerçekten fazlaydı ama çok daha fazlalaştı.

Diğer yandan, bence basında yer alması değil de basında yer aldıktan sonra insanlara cesaret geldiğini düşünüyorum. Özelikle çok yüksek ceza alan failleri gören ailelerin ve mağdurların kendilerini daha güçlü hissedip yargıya başvurduklarını düşünüyorum . Yani eskiden az görünür  olması bu vakaların az olduğu anlamına gelmiyor, insanlar cesaret edip de bu vakaları yargıya intikal ettirmiyorlardı, şimdi cesaret ettiğini düşünüyorum.

 

-Genelde yargılamalar sonucunda gerekli cezaların verilmediği ve bunun da karşı tarafı cesaretlendirdiğine yönelik bir düşünce var. Ancak sizin söylediğiniz bunun tersi…

Verilmiyor ama şöyle bir şey var, aslında basına yansıyan çok ekstrem vakalar. Mesela Karaman’da yaşanan ensar davasında çok yüksek bir ceza verildi ve bu basına yansıdı. Verilen bu yüksek cezada her ne kadar infazı halinde otuz yılı geçemeyecekse de vatandaşın gözünde de bu kadar büyük cezalar verilebiliyor olduğunu göstermesi açısından anlam ifade ettiğini düşünüyorum ben.

 

-Çocuğa karşı cinsel istismarın bu kadar artmasını siz neye bağlıyorsunuz?

 Aslında bunlar hep var. bütün çocuk istismarcıları pedofil değiller ama pedofili vakaları ciddi oranda fazla ve bir defa bu suçu işleyen kişi ne kadar uzun ceza alırsa alsın, ne kadar fazla çekerse çeksin, pedofilse eğer bunun bir şekilde tekrarı gelecektir.  O nedenle pedofili vakalarını ayrı tutmak lazım. Pedofililer aramızda ve bir şekilde eğer ihbar edilmedikleri takdirde bu eylemlerini sürdürmeye devam ediyorlar.

  Bizim toplumumuzda şu da var, tecavüz olması bekleniyor, tecavüz yoksa eğer bu hep bir taciz olarak adlandırılıyor boyutu her ne olursa olsun.  O yüzden insanlar yargıya intikal ettirmemeye çalışıyorlar, örneğin  dokunarak, bir şekilde çocuğun belli bölgelerine elleyerek yapılan eylemlerde yargıya gitmemeyi tercih ederek hasır altında tutuyorlar.

 Bu eylemi yapan kişiler eğer pedofili ise devamı geliyor. Pedofili değillerse, akranlar arsında oluyorsa bu eylem bu da çok fazla meraktan oluyor.  Ben aslında  televizyon dizileri ve belli programların da ergenlerin cinsel bakış açısını farklı etkilediğini düşünüyorum. Çünkü çocuklar zaten hormonal olarak ergenlik dönemine girmişler, bunun dışında cinsel olaylara karşı merak var, sürekli bir bastırılmışlık var, flört etmek bile bizim toplumumuz da ayıp, bu merakla başlayan şeyler de olabiliyor. Akranlar arasında ki cinsel olayları ayrı tutmak gerekiyor aslında, çünkü istismar edilen, eden kavramları biraz sıkıntılı onda…

 

-Çocuğa cinsel istismar eden her kişiyi pedofili diye mi adlandırmamız mı gerekir? Bunu nasıl ayırabiliriz?

Hayır, her istismarcı pedofili değildir.

  Pedofili olduğu zaman mutlaka hiçbir, gelişimini tamamlamamış, çocuk formundaki kişilere karşı duyulan bir arzu ve bunun en az altı ay boyunca çocuklara karşı süre gelmesi gerekiyor.  

 Pedofiller aynı zamanda erişkinlerle de birlikte olabilirler bu pedofil olmadıklarını göstermez, ama çocuğa karşı çocuk olmasından dolayı ayrı bir cinsel istek duyuyorsa bu pedofil vakasıdır ve dediğim gibi en az altı ay süreyle sürmüş olması gerekiyor, yani bir defaya mahsus bir çocuğa karşı eğilim göstermek pedofili olduğunu göstermiyor.

 Bunun saptanması da aslında bir süre gerektiren bir şey.  Aslında bizim yargı sistemimizin içinde de bu yok.

 Biz alıyoruz, yargılıyoruz, eğer eylem sabitse cezayı veriyoruz, ceza evine koyuyoruz ve hükmün infazı için bu cezayı çekmesini bekliyoruz ama bu süreç içinde ‘bu istismarı gerçekleştiren suç faili pedofili midir değil mi’ diye araştırma, eğer öyle ise ‘rehabilite edebilir miyiz’ diye bir süreç yok bizim yargı sistemimizde.  Yani aslında önleyici değil, olduktan sonra cezalandıran bir yargı sistemimiz var, yanlış olan bu. Biz bunda istikrarlı şekilde devam ettikçe, yani sistem önleyici değil de, hep cezalandırmaya yönelik gittiği sürece bu vakalar artacak  

 

-Ne gibi önleyici tedbirler olabilir? 

Özellikle cinsel istismar vakalarında bu eylemin tekrarının olup olamayacağını anlamak için failin incelenmesi,  gözlem altına alınması gerekiyor.  Bu pedofili vakası mıdır?  yoksa farklı etkenlerle meydan gelmiş?  buna bakmak gerekiyor Sonrasında eğer bir pedofili ise  bu durumda bu kişileri icin şehirden ayrılmama, okullara yaklaşmama gibi önlemler alınıp, elektronik takip sistemi ile takibi yapılabilir. Bir şekilde bu kişileri kontrol altında tutmak gerekiyor. Çünkü, çocuğa karşı cinsel istismar eylemi olmamış, fakat örneğin internet üzerinde çocukları taciz eden, çocuk porno sitelerine giren bir kişi, bu materyallerle yakalanmış olsa da henüz eyleme geçmediği, bir çocuğa karşı istismar fiili olmadığı için cezalandıramıyorsunuz. Ama biliyorsunuz ki pedofili  eğilimler gösteriyor. Bu kişilerin bir incelemeye tabi tutulması gerekiyor, eğer pedofililerse teknik takip sistemleri mümkün olabilir. Çünkü o eylemi o güne kadar işlememiş olması işlemeyeceği anlamına gelmez. 

Diyelim ki bir öğretmenin okulda çocuklara karşı davranışları dikkat çekiyor (bu, yakın zamanda da bir dava olarak da görüldü) Fakat birçok öğretmen, hatta müdürler de görmezden geliyor. Bunu yapmak yerine bu kişinin eylemlerini önleyici sistem benimsenirse çok daha faydalı olacaktır. En azından eylemlerin önüne geçecektir. 

 

-Çocuğunun cinsel istismara uğradığını öğrenen bir aile nasıl davranmalı?

Aslında biz, ilk önce her ne hata yaparsan yap bunu benimle konuşabilirsin duygusunu, inancını  çocuklara vermeliyiz. Çocuk ailede en az bir kişiyle konuşabileceğini bilmeli. Bu anne, baba, abla, abi olabilir. Kendisine güveneceği en az bir kişi seçebilmeli ailede. Başına her ne gelirse gelsin öfkelenip kızmak yerine, çocuktan gerekli bilgileri almak ve bundan sonra ne yapacağına çocukla birlikte karar vermek gerekiyor. Süreci  en fazla yara alarak yaşayacak olan çocuk, başına ne gelirse gelsin ailesinin yanında olacağını bilmeli.

 Zor bir süre. Özellikle yargıya intikal ettikten sonrası çok zor çocuklar için. Çocuk bu konuda da bilgilendirilmeli.  Çocuğa bak bunlar bunlar olacak böyle bir süreci beraber yaşayacağız diye anlatmak gerekiyor, birden bire o zor sürecin içine  atıldığında travması iki kat artıyor çünkü. 

 

-Peki, bu istismarı aile içinde görüyorsa ve ailenin diğer fertleri tarafından olay saklanıyorsa, bu durumda aile dışında birisi durumu fark ettiğinde olaya müdahale edebilme şansı var mı?

Evet, var zaten cinsel istismarların Sakarya’da gerçekten hiç azımsanamayacak kadar olanlarını öğretmenler ortaya çıkarmıştır. Eğer bir şekilde komşular ya da çevreden kişiler  bu sürecin içinde bizzat yer almak istemiyorlarsa, korkuyorlarsa  Alo 183’den ihbar edebilirler, yani direk polise gidip bir ihbarda bulunmaları gerekmiyor. Alo 183’den Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı ararlarsa  bir sosyal inceleme uzmanı ailenin olduğu yere gönderilecek, inceleme yapılacak. Çocukla görüşülüp, doğru şekilde saptanacak. Bakanlık tarafından eğer bir suç unsuru görülürse suç duyurusunda bulunacak. En azından buraya ihbar edebilirler. 

 

-Aile Sosyal politikalar Bakanlığı2nın son dönemlerde yaşanan taciz ve tecavüz olaylarına bakışı pek de güven vermiyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. Evet, daha önce bizim de takip ettiğimiz kimi davalarda müdahil oldular anacak bu müdahillik bir işe yarıyor mu gerçekten?

Aslında davalar bazında şöyle bir işe yarıyor. Sakarya’dan örnek vereyim ben yine, aileler davalara  baro olarak da girdiğimizde, bakanlık olarak da girildiğinde kendini en azından isim olarak arkalarında daha güçlü bir duruş var olarak görüyorlar. Evet, bakanlığın belli bir duruşu, belli bir görüşü var muhakkak ama ben bunu genellemek istemiyorum. Örneğin  il genelinde de duyduğum birkaç vakayı ihbar etmek durumunda kaldım, bunlar  bizzat gördüğüm bildiğim olaylar değildi ve bu konuda araştırma yapılması gerekiyordu. O araştırmalar yapıldı, raporlandı. Sistemin içinde çok çok iyi insanlar da var. 

Davalardaki duruşları ya da davlara katıldıkları bakış açıları tek başına yeterli değil.  O nedenle ben baroları önemsiyorum, mağdurun yanında mağdur vekili ya da aile vekili olarak giren avukatları çok önemsiyorum.  

 

SOKAKTA ÇALIŞTIRILAN ÇOCUKLAR

-Peki, ilimizde çok görüyoruz, sokakta mendil satan ya da küçük yaşta çalışmaya mecbur bırakılan çocuklar için yapılabilecek bir şey var mı? Çünkü o çocuklar sokaklarda istismara da çok açık durumdalar. Bu da şiddetin bir başka yönü. Bunu nasıl önleyebiliriz? 

Bunda da gene Alo 183 ‘e ihbar edilebilir ama enteresan bir durum var,  çeşitli illerden de duydum, benim de başıma geldi, Bir yeri arıyorsunuz zabıtayı arayın diyorlar, bu da bize   aslında o ihbarı yaptığınız kişilerin de çok fazla bilgili olmadığını gösteriyor. 

 Zabıtanın alanı diye bir şey yok.Siz burada önleyici koruna yapmak durumundasınız, Bu da nedir?  O çocukların başına bir şey gelmesini önlemek durumundasınız. 155’i aradığınız takdirde çocuklar alınır, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılır. Çünkü ‘herhangi bir suç unsuru yoktur’ diye görülür.  Bu nedenle Alo 183’de ısrarlı olmalarını rica ediyorum. En azından çocukların ailelerinin incelemeye alınması ve zorla çalıştırılmanın olup olmadığının anlaşılması, ailede madde bağımlısı varsa  bunların saptanması ve çocukların devlet koruması altına alınması gerekiyor.  Çünkü zorla çalıştırılan çocukların bir kısmının  kendilerinden ya da ailelerinden birinin madde bağımlısı olabildiğini görüyoruz. Bu da çocuklar açısından büyük bir risk.

 Yakın zamanda karşılaştım, artık ara sokaklarda şehrin merkezinde tekrar o sentetik maddeleri koklayan, uyuşturucu kullanan çocuklar görmeye başladık ama her gün aynı yerde görmediğimizden nereye ihbar edeceğiz, ne yapacağını bilmiyor insanlar. Ve her gün geçtikleri yollar üzerinde muhakkak görüyorlar, biz arkadaşlarla aramızda konuştuğumuzda bunu görüyoruz. Bu yüzden aslında uyanık olup, gerekli yerlere ihbarları yapmamız gerekiyor.

 

-Ama insanlar biz ihbarı yapıyoruz fakat gerisi gelmiyor diyorlar ve bir süre sonrada onlar da vaz geçiyor?

Gerçekten de o şekilde, peki  ne yapabiliriz? Mesela Sakarya için STK’lar ve Baro bir araya gelip belki ne yapabiliriz diye konuşup, bir çözüm üretmeye çalışabiliriz. Çünkü dediğim gibi o çocukları saptamak da çok zor. Önce sokakta yaşayan çocukları ya da sokağa düşme eğilimi gösteren çocukları saptamalıyız ve bu çocuklar için belki bir rehabilite merkezi oluşturabiliriz. Eğer eğitim görmüyorlarsa meslek kazandırma kursları açılması gerekiyor. Çünkü sokaklara düşme eğilimi gösteren çocuklar görüyorum.

 

-Şu ana kadar karşılaştığınız ilginç, unutamadığınız anılarınız nelerdir?

Aslında çocuğa hakları ile ilgili çalışmalarımdaki en güzel şey, geçen sene biz ilk çocuk dostu ödüllerini verdik onu unutamıyorum. Çünkü hep kötü şeylerle karşılaşıyoruz bu alanda çalışırken, çocuk istismarı, ölümler, şiddete uğrayan çocuklar… Sadece Sakarya'da değil ,Türkiye genelinde bir takım davalara müdahil oluyoruz. Çalışma ortamında ölen çocuklar da oluyor bunların içinde. Ya da işte ülkemize sığınmacı olarak gelip kötü durumda olan çocuklar da. Bütün  bunlara rağmen  aslında güzel şeylerin de olabildiğini gördüğümüz olaylar arasında  Akyazı’da engelli öğrencisi çok seviyor diye okula kamyon getirip  gösteren, kamyona bindiren,  ya da işte Karasu’da engelli öğrencisini sırtına alıp beden eğitimi dersine katılımını sağlayan öğretmenlerin bu özverili davranışlarını sayabiliriz. Biz gözyaşları içinde izledik video gösterimini ama çok mutlu olduğumuz bir şeydi.  Onun dışında sevgi evlerinden üniversite hazırlık aşamasında olan çocuklarla yemek yemiştik o da gerçekten iz bırakan olaylardan birisiydi. Ben aslında sanırım gülümsediğim olayları unutamıyorum, diğerlerini unutmak istiyorum.

 

-Sevgi Evleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sevgi Evleri, çocukların yurt bünyesinde, çocukların kalabalık bir şekilde kalmasından daha farklı  olarak kendilerini daha aile ortamında hissetmeleri için ev ev bölünmüş  yerlerdir. 5-6 çocuk bir evde yaşıyorlar, bu biraz daha mı acaba ev ortamı  hissi veriyor?  O şüpheli, çünkü anne baba kardeşler aile unsurları bu olmadıktan sonra siz 5-6 çocuğu bir eve de alsanız yurt ortamında da bıraksanız, kendilerini kötü hissediyorlar. Sahipsiz demeyelim de daha yalnız hissettiklerini düşünüyorum.  Koruyucu ailenin  bu anlamda çok önemli olduğunu düşünüyorum, en azından çocuklara aile ve ev ortamını bir şekilde bir aile içerisinde vermek mümkün, ben çocukların koruma altına alınması gerektiğine inanıyorum. Evet bu sevgi evleri ya da yurtlar olabilir ama buradaki gerekli sevgi ve özeni gördüklerini düşünmüyorum, açıkçası benim şahsi fikrim bu.

 

-ÇİM hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

Çocuk İzleme Merkezi, ilimizde çok kısa bir süredir faaliyete geçmiş durumda burada cinsel istismar mağduru olmuş çocukların yargıya intikal ettikten sonra ilk ifadelerinin alınması amacıyla götürülüp ifadeleri alınıyor eğer fiziksel muayeneleri, tıbbi muayeneleri veya müdahale gerekiyorsa yine bu birimde yapılıyor.
Yani önceden çocuk aslında yargıya intikal ettikten sonra, yani bir şekilde o sürecin içine girdikten sonra kurum kurum dolaştırılıyor. Önce bir emniyete veya jandarmaya gidiyor, oradan alınıp raporları alınsın diye hastanelerde gezdiriliyor, hastaneden geri getiriliyor, eğer pansuman veya benzer bir şey yapılması gerekiyorsa yine bir sağlık kuruluşuna gidiyor, oradan geldikten sonra bekliyor, avukat geliyor, psikolog gelmesini bekliyor, ifade alınıyordu. 

Şimdi  bunlar tek bir merkezde var, eğer fiziki muayenesi  ya da kendinse müdahale de yapılacaksa aynı merkezin içerisinde yapılıyor, orda uzman bir adli görüşmeci var, bir aynalı bir oda var o odada sadece uzman eşliğinde ifadesi alınıyor. Avukat, savcı vesaire çocukla beraber aynı ortamın içinde olmuyor, camekanın diğer tarafından içerdeki konuşmaları izliyorlar, bunlar zapta geçiyor, bu süreç içerisinde aslında travmayı en az düzeyde yaşaması hedefleniyor ve çocuğa doğru soruları uygun şekilde soran adli bir uzman ile görüşüyor sadece.

 

-Bir süredir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ülkemizde yaşanan şiddet taciz ve tecavüz vakaları ile ilgili istatistikleri yayınlamıyor, bunu neye bağlıyorsunuz?

Ya infial yaratılmak istenmiyordur, ya da  belki gerçekten çok karanlık bir tablo var. Belki bu karanlık tablonun görünmesi hoşlarına gitmiyordur. Yani bu konuda sayısal verilerin açıklanmamasını aslında hiçbir şeye bağlayamıyorum, çünkü her gün olmasa da haftada iki kere gazete alan bir insan dahi istismar vakalarında ne durumda olduğumuzu bilir, anlar.

 

-Demek ki sayısal verileri saklamakla sorun çözülmüyor, peki bunu önlemek için devlete düşen görevler nelerdir?

Aslında o kadar çok şey var ki, mesela suça sürüklenen çocuk sayısında da artış var ve ben açıkçası çocuk cezaevlerine de karşıyım. Çocukları cezalandırarak bir yere varamazsınız, çünkü bir defa ceza evine giren bir çocuk mutlaka yeniden suç işleyecektir. Sizin yapmanız geren çocuk ceza sistemi değil de çocuğun suça sürüklenme yolunu önlemeye yönelik bir çalışma olmalıdır. Bu da çocuk cezaevleriyle olmaz. Çocukların rehabilite edebileceği merkezler açarak olur. Bu nedir?  Bu çocuklar bir şekilde bir suç sisteminin içine girmişse eğer, o sistemin içinden acil olarak çıkartılmaları gerekiyor, siz onları ceza vererek ıslah edemezsiniz, bir çocuğu siz hürriyetinden mahrum bıraktığınız zaman sisteme öfkeli bir yetişkin olmasının kapısını açarsınız. O yüzden bu alanda çalışan birçok aktivistinde hayali, öyle  rehabilite merkezleri yapmalısınız ki, bu çocuklara teorik yada  mesleki eğitim vermelisiniz, bunun yanı sıra sinema izletmelisiniz, kültürel yönden desteklemelisiniz, tiyatro izletmelisiniz çeşitli sanat ya da spor dallarıyla ilgilenmesini desteklemelisiniz, bu hizmetleri vermelisiniz. Eğer bu çocuklar bu şekilde bir kompleksin içinde uzmanlar eşliğinde yer alırlarsa, bir daha suç işlemeyebilirler. Ki büyük ihtimalle de işlemezler. Çocuğu suça sürükleyen sebepleri bir şekilde kesmek durumundasınız, sizin önleyici bir tedbir uygulamanız gerek. Çocuk adalet sisteminde cezalandırmak esas olmamalı ama maalesef bizde  bu yanlış uygulanıyor.

 

-Bunu dışında istismar nasıl önlenir? 

 Siz cezaları istediğiniz kadar arttırın, hatta hadım yasasını getirin bunların önüne geçemezsiniz. Artık insanların cinsel konularda bir şekilde bilinçlenmesi  ve bu ikiyüzlü toplumsal ahlak anlayışından vazgeçmek gerekiyor. Şunun farkındayız, baskı nerde fazlaysa istismar da orda çok fazla, yani biz neden son zamanlarda kuran kurslarında, yatılı yurtlar ya da benzeri kurumlarda bu olayları görüyoruz? Çünkü buralar baskının çok olduğu yerler. Sen buraları devlet olarak denetlemek zorundasın, devlet olarak eğitimi bizzat veren ve çocukları koruyan sen olmalısın. Örneğin YİBO’lar kapatıldı fakat buradaki eğitim açığının önüne geçilemedi, geçilemez de.Devlet olarak oralara senin denetlediğin kurumları koymazsan birileri o boşluğu dolduruyorlar. Ve bu kurumlar denetlenmiyor. Bu kurumları örneğin yatılı kuran kursları bunu rutin olarak denetlemek ve raporlamak durumunda, devlet buraları  kendi kontrolü altında tutmak zorunda. Bunu yapmadığın takdirde ne oluyor, başlarındaki birisi diğerlerini şiddetle vesaire susturarak istismar ediyor.

Aslında devletin yapmak zorunda olduğu şey zaten görevi olan eğitim kurumlarının bizzat kendisi denetleyen ve kendi kontrolünde tutan bir erk olması. Altından kalkamayacağı bir hizmet gibi görünerek birilerine bunun ihale edilmesi söz konusu. Aslında bu şekilde yapamazsınız. Yani anayasaya göre eğitim ve eğitim eşitliği devletin görevidir. Maalesef o şekilde değil, birileri bir yerlerde çok fazla at koşturmaya başladıktan sonra, orada da baskı çoksa ne olacaktır? Merak da çok, hormonlar da çok istismar olacaktır. Bu yüzden devletin kontrol etmesi ve önlemesi gerekiyor, olduktan sonra cezalandırması değil.

 

-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? 

Son olarak 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü ama Baroda düzenleyeceğimiz programda biz şiddeti vurgulayacağız. Çünkü haklar keşke sadece haklar olsa, haklar ihlal edilmese ama bu kadar çok ihlalin, bu kadar çok şiddetin olduğu yerde biz göğsümüzü gere gere, güle oynaya Çocuk Hakları Günü kutlayamıyoruz. O yüzden insanların dikkatini şiddete çekmek istedik. 

Çocukların doya doya haklarını yaşadığı bir dünya, bir ülke diliyorum.

 

 

 


  

 

 

 




Editör: MY



Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Serdivan toz içinde...
    Serdivan toz içinde...
  • Bir zamanlar Sakaryaspor...
    Bir zamanlar Sakaryaspor...
  • Yaşamın Kıyısındakiler
    Yaşamın Kıyısındakiler
  • 1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
    1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
  • Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
    Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
  • NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
    NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Şiddete karşı kör müyüz?
    Şiddete karşı kör müyüz?
  • İşçi karıncaların orijinal sesleri...
    İşçi karıncaların orijinal sesleri...
  • Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
    Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
  • GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
    GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
  • Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
    Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
  • Fındık üreticisinin isyanı...
    Fındık üreticisinin isyanı...
VİDEO GALERİ
YUKARI