Bugun...
Bizi izleyin:



ÇED raporları çelişti: Nasıl işlerine gelirse öyle...

Tarih: 24-10-2017 16:48:50 Güncelleme: 11-11-2017 17:12:50 + -


Kaynarca ve Kandıra’da İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak üzere kurulmak istenilen barajın adı Yırtmaçdere… Yani Yırtmaçdere’den gelecek suya güvenilerek planlama yapılıyor. Ancak, yine aynı bölgede kurulmak istenilen Makine İhtisas Bölgesinin ÇED raporuna göre bu dere kurumuş, akmıyor...


ÇED raporları çelişti: Nasıl işlerine gelirse öyle...

Geçen hafta içinde Kaynarca’da ve Kandıra’da yapılması planlanan baraj ile ilgili ÇED toplantıları yapılması planlanıyordu. Kandıra’da itirazlara rağmen yapılan toplantı Kaynarca’da köylüler tarafından yaptırılmadı. Önce Makine OSB sonrasında baraj derken her gün yeni bir projenin ortaya çıktığı bu bölge ile ilgili uzun yıllardır burada mücadele eden Nazif korkmaz ile  bu bölgede neler olduğunu  konuştuk.

Nazif korkmaz 1955 Kandıra Tatarahmet köyü doğumlu. ODTÜ Kimya mühendisliği mezunu. Uzun yıllar çalışma ve ticaret hayatından sonra emekli olmuş. Şimdide doğup büyüdüğü toprakların korunması için mücadele ediyor. Zaman zaman herkes umutsuzluğa kapılsa da o bu toprakların insanından umudunu kesmeyenlerden. Kendisi ile Perşembe günü Kandıra ve Kaynarcada yapılmak istenen ÇED toplantılarından 3 gün sonra Kandıra’da bir çay ocağında konuştuk. Mikrofonu uzattık yöreye özgü hoş şivesi ile o anlattı biz dinledik. Şaşırdık, zaman zaman öfkelendik. Bölge ile ilgili ne kadar az şey bildiğimizi fark ettik. Ara sıra etraftakiler girdi söze, kendi hikayelerini anlattı. Onlar anlatırken yöre insanının olanlardan ne kadar öfkeli olduğunu gördük. Söyleşi bittiğinde daha bir umutlu ayrıldık oradan, aklımızda Nazif abinin söylediği o cümleyle:  “Biz 3 gün önce hiçbir şeyi peşinen kabul etmemek, umudu bir an bile kaybetmemek gerektiğini öğrendik hep birlikte”.

MedyaYazar

 

-En son Perşembe günü vedalaşmıştık. Birileri ankara escort tarafından provokatörlük ile suçlanıyordunuz siz ve ÇED toplantısının iptalini isteyen köylüler. İsterseniz direk oradan başlayalım.  Dedikleri gibi siz oraya provoke etmeye mi gittiniz, niye ordaydınız?

Bu suçlamalardan önce, suçlamaları yapanlara da bir bakmak gerekiyor tabi. Biz bir süredir ÇED toplantılarına gittiğimizde köylülerden çok karşımızda emlakçıları görüyoruz. Hatta yörenin dışından gelen emlakçıları. Köy köy dolaşıyorlar. 3 gün öncesine dönersek siz de ordaydınız gördünüz. Köylülerin çok büyük bir kısmı baraj projesine karşılar ve bu insanlara 'gelin, toplantıda itirazınızı söyleyin' denmiş. Biz birkaç gün önce köylerde bunları anlattıysak da, insanlar gelip istemediklerini anlatırlarsa bir şeylerin değişeceğini umut edip, toplantıya katılıyor. Toplantı başlayıp “biz istemiyoruz dersek sonuç değişecek mi ?“ diye sorduklarında, tatmin edici cevap gelmeyince öfkeleniyorlar. Fakat toplantı yapılmış olduğundan sürecin bir aşaması daha geçilmiş oluyor hem de bu projeyi istemeyenlerin istemeden katkısı ile...

Bilmeyenler için hemen soralım. ÇED toplantıları neden yapılıyor ve siz neden yapılmasına karşı çıkıyorsunuz?

ÇED yani çevresel etki değerlendirme toplantısı planın devam edebilmesi için bir gerekli prosedür. Söylenenlerden bağımsız bu toplantı yapıldığında yeter şart oluşmuş oluyor ve süreç devam ediyor. Fakat o günde gördüğünüz gibi, köylülere ‘istemiyorsanız gelin toplantıda bunu söyleyin’ denilerek bir kelime oyunu yapılıyor. Köylüler toplantıya gelip, orada itiraz etseler bile bizzat katılarak toplantının yapılmasını sağladıkları için gerekli şartı sağlamış oluyorlar. Perşembe günü de yaşanan bundan farklı değildi. Kandıra’da başarılı olsalar da Kaynarca’da köylüler toplantının yapılmasına izin vermediler ve oyun bozulmuş oldu. Hatta Kandıra’da bizi suçlayan kimi köylüler Kaynarca’da gelip, “bize yanlış anlatılmış her şey deyip kusura bakmayın” dediler. Provokatörlük suçlaması da, tüm bunları köylüye anlattığımızdan… Ama biliyorsunuz bu tür suçlamalar ülkemizde hak mücadelesi yürütenlerin sıkça karşılaştığı bir şey. İşimize bakacağız.

 

-Tekrar mücadeleye dönersek Ne zaman başladı mücadele süreci ya da sizin köylülerle ilk temaslarınız?

2014 Ekim ayında bu bölgede ÇED raporu sonrası Müezzinler köyünde Kaynarca Makine Organize Sanayi Bölgesi için bir araya geldik. Tabi çok daha öncesi var. 2008 yılında ilk kez Kandıra Gıda İhtisas Organize Bölgesine karşı mücadeleyle etkin mücadelemiz başladı. İlk itirazımız “Kuzey Marmara Otoyolu İzmit ovasından geçemez” başlığıyla hatırlanır. Köylülerin ovasının tam ortasında geçecek otobana karşı günler gecelerce planlar üzerinde köylüler ile tartışmaya başlayarak mücadelemizi de bir nevi başlatmış olduk. Bu süreçte çeşitli gösteriler yaptık hatta yetkilileri konu ile hazırladığımız alternatif önerileri sunduk. Mücadele sonunda o dönemin bakanları otoyol projesini yanlış yaptıklarını kabul etmek zorunda kalıp otobanı 3 kilometre yukarı aldılar. Gerçi bu seferde bağlantı yolları ovanın içinden geçti. Ama yine de otoyolun planının değiştirilmesi ile ilk kez otoyol projesine karşı bir itirazı kabul ettirdik ve bu ilk kazanımız oldu. Böylece mücadele edersek kazanabileceğimizi de görmüş olduk. Bununla birlikte bizimde köylüler ile birlikte yürüttüğümüz toprak ve hak mücadeleleri de bizim için başlamış oldu.

Bundan sonra sanırım 2009 yılında yeni bir konu gündeme geldi. İlk kez Gıda İhtisas Bölgesi adı altında bir organize sanayi bölgesi kurulma kararı alındı. Hapishanenin hemen kuzeyindeki bu arazi daha önce 1/50000’lik planlarda Organize Hayvancılık Bölgesi olarak planlanmıştı. Fakat bu bölge aynı zamanda Kandıra’nın içme suyu ihtiyacı için yapılması planlanan Namazgah Barajının yanı başında idi. Bu arada bir gelişme oldu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İSU 2006 yılında su havzaları koruma yönetmeliğini açıkladı. Bunu incelediğimizde, organize sanayi bölgesinin içme suyu koruma havzasının içinde yer aldığını fark ettik. Yine de emin olmak için konunun uzmanlarından üniversitelerden ve TMMOB’dan destek istedik. Aldığımız destek sonucunda gıda OSB kararı verenlerin Namazgah Barajı henüz yapılmadığı için bunu dikkate almadıklarını gördük. Bu arada zamanın yetkilileri 7 bin 500 kişilik istihdam yaratacağı propagandasına çoktan başlamışlardı bile. Biz bu arada boş durmadık hem uzmanlarla planları inceleyip itirazımızı hazırlarken, hem de köylülerle ciddi gösteriler yaptık. Kandıra yolunu kapattık, köylüler ile bir keresinde mesela. Sonra Kocaeli Valiliği’ne girdiler köylüler ellerinde kabaklar ve pırasalar ile. O günden sonra Kocaeli Valiliği girişine x-ray cihazları yerleştirildi. Artık elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz. (gülüyor)

 

-Sonrasında süreç ne oldu? Gıda OSB yapılabildi mi?

Sonuçta iptal oldu. Fakat süreç köylüleri çok yıprattı. O dönemde yasa gereği her parsel için dava açmak gerekiyordu. Her dosya için birkaç kez bilirkişi ücreti yatırmak her seferinde onbinlerce lira yatırmak gerektirdi. Bu köylüleri yıprattı, birliği etkiledi. Buna rağmen süreç devam etti. Şu anda iptal olmuş durumda bu proje. Tabi bu dava yıllarca sürdü, onlarca kez hakim değişti ama neticede iptal oldu. Fakat iptal olunca içme suyu yönetmeliğini bu baraj için (namazgah) değiştirdiler. İçine ‘Bu bölgede sadece Gıda OSB yapılabilir’ diye bir madde koydular. Fakat mahkeme kararları geriye dönük işlemediği için bu da geçerli olmadı. Bugün de içme suyu havzalarına dair yönetmeliğin değiştirilmesi için bir dizi çalışma olduğunu, içme suyu barajları manzaralı evlerin yapılması planlandığı söylentileri dolanıyor.

Peki Kaynarca ile ilk bağlantı nasıl oldu?

Bizim iptal sürecini öğrenen köylüler, çevre mühendisi arkadaşlar ile iletişime geçmişler. Çağrıları üzerine birkaç kez görüşüp konu ile ilgili bir araya gelmeye başladık. Süreç sonucunda iptal davası açmaya karar verdik ve davayı birlikte açtık.

 

-Bilmeyenler için bahseder misiniz, Kaynarca Makine OSB tam olarak hangi sınırları kapsıyor?

Müezzinler ve Güven köylerini kapsıyor. Sakarya’dan Kaynarca’dan Sakarya’ya giden otoyolun sağ tarafında ilk etabı yaklaşık 3 bin 500 dönüm arazi kapsıyor. Bu alanı içinde kuşların konaklama alanı olan Şahin tepesi ve bir küçük orman alanı da var. Bu yolun sağ tarafında Araman’dan gelen bir dere var. Bu dere OSB’nin sınırı oluyor.

 

 

-Yırtmaçdere mi bu?

Evet. Bu dere OSB’nin ÇED raporunda kuru dere olarak ifade ediliyor.

 

-Bu üzerine baraj yapılmak istenen dere değil mi?

Evet. O dere OSB ÇED raporunda kuru dere olarak geçiyor, garip.  Bu arada tabi değinmemiz gereken bir konu var. Daha önceleri organize bölgeleri yönetimleri üzerinden kamulaştırma yapıyordu. Fakat yurttaş bunlarla mücadele ediyor ve bunlara dava açıyor diye kamulaştırmalar büyükşehir belediyeleri üzerinden yapılmaya başlandı. Büyükşehir belediyeleri kamulaştırmaları yapıyor ve sonra OSB’lere burayı tahsis ediyor. Büyükşehir belediyesi çalışanları sürekli köylerde olmaya başladı. Bu tabi süreci etkiledi. Daha önce köylüler itirazını daha rahat ifade ederken şimdi köy halkı belediye ile karşı karşıya gelmekten çekiniyor. Bu da daha önce itiraz eden bir dizi insanın sesini çıkarmaktan korkmasına neden oldu. Bu yeni bir süreç… Biz gıda ihtisas bölgesi ile mücadele ederken böyle değildi.

Bir diğer konu da, biz mücadele etmeye başlayınca öğrendik ki bölgede Acarlar Longozu bir şey varmış ve yine öğrendik ki bu civardaki bütün dereler Acarlar Longozunu besliyormuş ve bu dereler olmazsa Longoz olmazmış. Bu sayede biz longoz kelimesini öğrendik ve ilk kez bir gezi ile o bölgeye gittik. Sonrasında bölgeye geziler kamplar bisiklet turları düzenledik. O bölgede büyük bir halk forumu yaptık ve insanlarla konuşmaya başladık. Sonucunda 18 toprak sahibi ile dava sürecini başlattık. Çok ders çalıştık. Dava sürecinde iki temel dayanağımız vardı. Bunlardan birincisi 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu, bir diğeri ise uluslararası sözleşmeler ile korunma taahhüdü verilen ve bu koruma için uluslararası krediler kullanılan Acarlar Longozu. Bir de tabi ÇED raporundaki tutarsızlıklar.

 

-Bu arada demin garip diyerek geçtik ama yine yanlış mı anladık acaba diye tekrar soracağım.  Bölgede yan yana iki proje var tuhaf şekilde aynı bölgeye hem OSB,  hem de içme suyu barajı yapılmasına karar veriliyor. Bunlarında birinde akmayan kuru olarak gösterilen dereye bir diğer projede baraj yapılmak isteniyor. Böyle mi gerçekten?

Bir raporda diyor ki toprakların sınıfı tarım yapmaya müsait değil, burada sulu tarım yapılamaz çünkü su yok diyor. Oysa ki çok yakınında baraj var. Bu arada biz köylülerle birlikte kentteki kuruluşları gezdik. Acıdır gördük ki bu topraklarla ilgili hazırlanan raporda kimi kurumlarda yetkili, bizzat o bölgede doğmuş büyümüş insanların imzası var.

Hem OSB hem içme suyu barajı yan yana derken sadece burası değil. Şöyle gözünüzde canlandırmaya çalışın. Kaynarca Kandıra arasında kabaca Kaynarca OSB, yanında yeni baraj planı biraz giderseniz iptal ettirdiğimiz Kandıra OSB, hapishane bölgesine devam ettiğinizde faal halde olan Namazgah Barajı (Kandıra) devam edince dava süreci devam eden ve 50 civarında köyün sular altında kalacağı Sungurlu Barajı , İstanbul’a doğru devam edince sınırda Osmangazi ve İsaköyü barajı. Bunlardan Namazgah dışında -ki diğer barajların onda biri kadardır- yapılması planlanan barajların tamamı İstanbul’un su ihtiyacı için planlanan barajlar. Bu bölgelerin tamamında dereler var ve bunlar birbirlerine bağlı dereler ve bütün bu bölgeyi besliyor. Fakat bu devasa barajlar çok kısa süre içinde Acarlar Longozunu da besleyen bu bölgedeki derelerin ömrünü bitirecek.

Dava sürecine dönersek ÇED raporu iptali davasında OSB’nin yapılabilmesi için bölgede sulu tarım yapılamaması gerekiyor. ÇED raporunda da bu bölgede su yok diyor, dereler de kuru diyor. Dava sürecinde bilirkişi gelince raporu hazırlayan yetkililer zor durumda kaldı. Gürül gürül akan dereleri görünce bir şey diyemediler. Ayrıca bilirkişi raporunda bu derelerin Acarlar longozunu beslediği de kayıt altına alınmış oldu.

Bilirkişi raporu demişken makine OSB dava sürecinde 3 kez bilirkişi raporu alındı.

 

-Nasıl yani?

İlk bilirkişi raporu bizim tezlerimizi doğrular şekilde çok kaliteli bir rapor olarak ortaya çıktı. Rapor üzerine mahkemeden yürütme durdurma kararı aldık. İstimlak işlemlerini durdu. Bu arada bir ara karar ile yürütme durdurma iptal edildi. Bilirkişilerden ek ve detaylı rapor istendi. Bilirkişilerin detaylı raporunda söylediklerimiz daha da ayrıntılarıyla anlatılmış. Bunun üzerine karşı taraf komple bilirkişi heyetine itiraz etti. Bu arada her bilirkişi yeni harç ve masraf demek. Bunları aşabilmek ciddi dayanışma gerektiriyor. Süreç haliyle köylüleri yıprattı. Neticede yepyeni bir bilirkişi heyeti oluşturuldu. Lakin köylü çok iyi hazırlanmıştı ve bilirkişi keşif yaparken adım adım süreci takip etti ve topraklarının kötü olmadığını derelerinde su olduğunun tespiti için heyetle beraber, çengi düğünü gibi gezdi. Patikalarda onlar önde köylü arkada diplerinden ayrılmadı. Keşif günü de bir baktık ki, ayçiçekleri kocaman teker gibi iri iri açmış. Tarım yapılamaz denen topraktan bereket fışkırıyor. Gittik kuru denilen derenin üstüne baktılar gürül gürül akıyor. Tabi bu arada köylü hayli öfkeli bu dereye nasıl kuru denir diye tepki gösteriyor. Sonuçta heyet ayrıldı ve kısa bir süre önce üçüncü bilirkişi raporunu da açıkladı ve açıklanan rapora bağlı olarak artık davanın lehimizde sonuçlanmasını bekliyoruz. Son raporu da gördükten sonra artık sadece ÇED raporunun iptalini değil bu net raporlar karşısında OSB planının komple iptalini talep ediyoruz.

Öğrendiğimiz bir deneyimi de burada paylaşalım. Bu hukuk mücadelesi için önemli bir ders. 18 kişi ile başladığımız dava da ne zamanki yürütmeyi durdurma aldık, davaya müdahil olan 102 kişiye çıktık ve sonradan müdahil olan insanlar çok daha direngen biçimde sürece dahil oldular. Başlangıçta sayı az gibi görünse de, bu tür mücadelelerde haklılık ortaya çıktıkça ve kazanımlar olmaya başlayınca insanların sürece dahil olduğunu yaşadık ve gördük.

 

-Biraz da son haftada bahsedelim. İstanbul’ un içme suyu ihtiyacı için bir sürü köyün ve 1. Sınıf tarım arazisinin sular altında kalacağı Yırtmaçdere Baraj projesi. Biraz bundan bahseder misiniz?

Burada 24 köyü etkilediği söylenen bir baraj ve havzasından söz ediyoruz. Söz ederken çok kritik birkaç şeyi vurgulamak gerekiyor. Birincisi burada bu derecede büyük bir barajı besleyecek su akımından bahsedemiyoruz. İkincisi bu bölge Kocaeli ve Sakarya’nın en verimli tarım havzası. Verimli derken kastımız yaygın, bütün, bozulmamış kesintisiz tarım üretiminin yapılıyor olması. Bir diğer önemli unsurda bu bölgedeki köylerin hiçbirinin 1.sınıf sulanabilir tarım arazilerinin üstüne kurulmamış olması. Keklik vadisinin Acarlar longozuna uzanan sağı ve solunda vadideki su altında kalacak 24 köy vadinin tepelerine kurulmuştur. Bir gece vakti gittiğinizde vadinin tepelerinin ışıl ışıl parladığını göreceksiniz. Bu bereket fışkıran vadideki topraklara baraj yapılmak isteniyor. Eğer yağmurdan birikecek bir su İstanbul’a taşınacaksa, bu pek tabi ki başka bir vadide biriktirilebilir. ---

 

-Acaba şu mu isteniyor sorusu aklımıza geliyor. Bu baraj Acarlar Longozunu kurutmak için mi hazırlanıyor?

Türkiye’nin en büyük longozu yani 26 kilometreye 13 kilometrelik bir alan birilerinin iştahını mı kabartıyor. Çünkü imza atılan uluslararası sözleşmeler varken Longoz özelliğini sürdürdüğü sürece koruma zorunluluğu mevcut.

Neticede bu baraj planın iptali için çok sağlam gerekçeler var ve bu dava Sakarya’da açılacak. Sakarya’da yaşayan insanların kurumların bu sürece müdahil olması ve Longoza sahip çıkması çok önemli.

 

-Sizi dinledikçe görüyoruz ki bahsedilen konular ne tek başına Sakarya’yı ne tek başına Kocaelini ilgilendiriyor. İki il sınırlarına uzanan ve hepsi birbiriyle ilişkili bir dizi gündem ve bunlardan etkilenen farklı parçalarda ayrı ayrı karşı çıkmaya çalışan insanlar. Bu konu ile ilgili ne söylemek istersiniz.

Şimdi aslında bu baraj projesinin iki ili ilgilendiriyor olması insanların diğer yerlerde ne olup bittiğini öğrenmesini ve oralar ile ilişkilenmesini sağladı. Ve ilgilenince gördük ki yapılması planlanan tüm bu projeler birbirinden bağımsız değil ve bunlarla birlikte mücadele etme zorunluluğu var. Kocaeli tarafında da baktığınızda Akçaova gibi ticaretin çok yoğun yapıldığı bir kasaba ve 20 ye yakın köyün su altında kalacağı bir proje ile mücadele etmeye çalışılıyor. 

 

-Tüm anlattıklarınızı düşününce İstanbul’un içinden başlayan ve Kocaeli’nden Sakarya’ya uzanan bir havza ve bu havzada mücadele eden insanların birbiri ile iletişiminin zayıf olması mücadele sürecinin önünde önemli bir sorun olarak gözüküyor. Herkes olduğu bölgede direnmeye çalışıyor.

Tabi. Tüm bunların sebebi de İstanbul. Mecaz ile ifade etmek gerekirse “ortak düşman İstanbul” diyebiliriz.

 

-Birkaç yıl önce Sakarya Barosu çevre komisyonunun davetlisi olarak gelen Mimar Mücella Yapıcı bize “Sizin bölgeniz ve Trakya için biçilen vazife İstanbul’un eskimiş sanayisine, çöpüne ve onun kirliliğine ev sahipliği yapmak. Doğal kaynaklarının İstanbul’a bağlı olarak planlanıp kullanılması ve tüm bunlar gizli değil hazırlanan raporlarda var, egemenlerin güzel tarafı bunları saklamıyorlar planlamaları alıp baktığınızda görüyorsunuz” demişti.

Biz zaten İğneada Longozu ile Acarlar Longozu arasındaki bölgeyi bir bütün olarak görüyoruz. Bu bölgede mücadele eden yurttaşların birlikte mücadele etmesi gerektiğini savunuyoruz, hatta düşünmekle kalmıyor bu konuda Kuzey Ormanları Savunması ile birlikte hareket ediyoruz.

 

-Söylediklerinizi bir örnekle destekleyelim. Biraz evvel bize 'acaba barajın hedefi longozu bitirmek mi' dediniz. Aklımıza hemen Longozun yakınında  yapılması planlanan fabrikaya karşı mücadele eden Paralı köylüleri geldi.

Yıllar önce Ankara’da bir ahbabım ‘sizin topraklar için serbest bölge planlaması yapılıyor’ gibi laflar ettiğinde ‘saçmalama bizim orası hep birinci sınıf tarım arazisi bunun için öyle bir arazi yok’ demiştim. Şimdi yapılanları görünce hayretle söylenenleri hatırlıyorum.

 

-Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz. Bölge ile ilgili eksik bildiğimiz ne kadar çok şey olduğunu öğrendik. Son sözlerinizi alalım.

Tüm bu bölgedeki mücadele eden insanların bir araya gelmesi ve birleşik bir mücadele yaratması gerekiyor. Orada idiniz gördünüz. Mücadele ederken karşımıza sadece firmalar planlar değil, emlakçılar çıkıyor. Daha önceki ezberlerin bir kenara bırakıp yeniden öğrenerek bu mücadelenin örülmesi gerekiyor. Gecen hafta daha öncesinde de olduğunu sanmıyorum ama 1980 sonrası ilk kez iki ayrı ilde birlikte itiraz edildi. Öğleden önce Araman köyüne Sakarya’dan insanlar geldi, sonrasında oradaki insanlar Kaynarca’ya desteğe gitti. Bu ilk kez oluyor. Gördük ki Kaynarca’da farklı köylerden gelen köylüler toplantı sonrası dağılmadı. İnsanlar birbirleri ile ne yapabiliriz diye sohbet etmeye devam etti. İnsanların konuşmaya, dinlemeye ve birlikte hareket etmeye ihtiyacı var. Eksiktir, zayıftır ama yapılmıştır ve bu bir milattır. İller arasındaki sınırlar mücadele açısından bir şey ifade etmiyor. Birlikte mücadelenin nasıl örülmesi gerektiği üzerine hepimiz düşünmek, bunun bir yolunu bulmak zorundayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




Editör: MY



Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER GÜNCEL Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Serdivan toz içinde...
    Serdivan toz içinde...
  • Bir zamanlar Sakaryaspor...
    Bir zamanlar Sakaryaspor...
  • Yaşamın Kıyısındakiler
    Yaşamın Kıyısındakiler
  • 1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
    1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
  • Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
    Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
  • NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
    NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Şiddete karşı kör müyüz?
    Şiddete karşı kör müyüz?
  • İşçi karıncaların orijinal sesleri...
    İşçi karıncaların orijinal sesleri...
  • Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
    Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
  • GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
    GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
  • Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
    Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
  • Fındık üreticisinin isyanı...
    Fındık üreticisinin isyanı...
VİDEO GALERİ
YUKARI