Bugun...
Bizi izleyin:



'Biz toplumun kara balıklarıyız'

Tarih: 09-12-2017 23:11:04 Güncelleme: 09-12-2017 23:56:04 + -


Kendimizi daha iyi anlamak için kimi zaman ruhumuza ayna tutmamız gerekiyor. Bunu başarmanın yollarından biri de drama. Birkaç gün önce Drama Art’ta ‘’kadın olmak’’ adlı bir atölye çalışması yapılmıştı. Hem dramanın önemi hem de kadın olmak atölyesi hakkında Yasemin Hacıeyüpoğlu Akyüz ile konuştuk.


'Biz toplumun kara balıklarıyız'

Serap Özer: Drama deyince insanların aklına genelde tiyatro geliyor. Drama ve tiyatro aynı mıdır? Drama Art’ta ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Yasemin Hacıeyüpoğlu Akyüz: 2016 yılının ekim ayında  Serdivan’da Drama Art Sanat Merkezi’ni açtık. Sanat merkezimizde drama ve tiyatro ağırlıklı sanat faaliyetleri yürütüyoruz. Yıllardır Sakarya’da drama ve tiyatro faaliyetlerini sürdürüyorduk; sadece bir çatı altında toplamak istedik. Şehrin sanat merkezlerine çok fazla ihtiyacı var. Amacımız bu ihtiyaca karşılık verebilmekti. Özellikle çocukların yaratıcı drama ile tanışması lazım. Çünkü drama çocukların yaratıcılık özelliğini geliştirir ve oyun yoluyla düş güçlerini harekete geçirir. Çocuklar büyüklerin dünyasında yaşıyorlar ve onlarında yetişkinler gibi duygu ve düşünceleri  var. Hayatı daha iyi anlamaları ve doğru şekillenmeleri gerekiyor.Ve bununla birlikte kendi içlerindeki ışığı keşfetmeleri lazım. Bunu da en iyi yaptığı şeyle öğrenmeleri lazım: yani oyunla. Bu yüzden “Drama hayatın provasıdır.” diyoruz. Drama bir eğitim metodudur. Bireye kazandırmak istediğiniz davranışları öğretebileceğiniz bir metottur.Dramayı tiyatro çalışmalarında da kullanabilirsiniz, derslerde de ya da herhangi bir sanat dalında da. Biz çocukları ve gençleri yaratıcı dramayla tanıştırıp kendilerini  keşfe çıkartıyoruz.  Tiyatro derslerinde de kullanıyoruz, yaratıcı yazarlık derslerinde de. Bu ülkenin insanı kendinden habersiz bir hayat yaşıyor. Kendinden habersiz derken gücünün, yapabileceklerinin, içindeki cevherin farkında olmadan yaşıyor. Etrafınızdaki insanlar gerçekten yapmak istedikleri ya da yapabilecekleri meslekleri yapamıyorlar. Çünkü kendini tanıma fırsatını vermiyor eğitim sistemimiz. Etrafınızda yüzlerce sanatçı var beklide keşfedilmemiş. Yeteneklerinin ve hikayelerinin farkında olmayan yığınlar var etrafımızda. Biz eğittiğimiz çocuklara gücünün farkında olsun diye bir ayna tutuyoruz. Ne kadar güzel olduğunu, ne kadar yetenekli olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Çocukları sanat formlarıyla tanıştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki sanatla uğraşan insan şiddetten, hurafeden, bayağılıktan uzak bir hayat sürer. Çünkü biliyoruz ki sanat insanları güzelleştirir, iyileştirir, ruhunu besler. Amacımız sanatçı yetiştirmek de değil aslında. Hayatının her anında sanatla iç içe yaşasın. Sanatı meslek edinmesin ama sanattan uzak da olmasın. İyi bir tiyatro seyircisi olsun mesela. Müze gezmeyi bilsin, yaşadığı coğrafyanın zenginliğinin ayırtına varsın. Farklılıklara saygılı olsun, kimseyi ötekileştirmesin, bir Mozart’ı Beethoven’dan ayırabilsin. Kısacası “insan kokan bir insan olsun”. En iyi yol ise bu durumda dramadır. 20 yıllık eğitimcilik hayatımda gördüğüm çocuklar, sanatla uğraştıkları zaman kendilerine ve başkalarına saygılı, özgüvenli bireyler oluyorlar.İşiniz hayatınızdır. Biz çocukların hayatlarını doğru seçmelerine yardımcı olmak istiyoruz; ve sanatı hayatlarından çıkarmamalarını…Biz sanat merkezimizi açarken bir hayalimizi gerçekleştirdik, istiyoruz ki çocuklar da kendi hayallerini gerçekleştirsin. Bunun için hayal kurmayı öğretiyoruz ilk önce onlara.

 

 

-Kadınlarla bir atölye çalışması yaptınız birkaç gün önce ondan biraz bahseder misiniz?

Son yıllarda ülkemizde artan kadına yönelik  şiddet oldukça düşündürücü boyutlara geldi. Çünkü kadınlar da şiddetin tanımını tam olarak yapamıyorlar. Bununla ilgili bir çalışma yapalım dedik. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Hayır günü dolayısıyla bir etkinlik düzenlemek gerektiğini düşündük. Kadınlar “Kadın ve Emek, Kadın ve Şiddet” hakkında ne düşünüyor? Çünkü yaptığınız konferanslar, paneller ya da bir dizi eylemler varmak istediğiniz yere vardırmıyor ya da doğru yere ulaşmıyor. Çünkü oraya gelen insanlar seyirci konumunda. İnsanları seyirci konumunda tutmaya devam ederseniz ne sorunu ortaya koyabilirsiniz ne de çözüm yollarını bulabilirsiniz. Sıcak patatesi ellerine vermeniz gerekir insanlara ki o patatesi tutmak için bir yol bir yöntem bulmak zorunda kalsın. Bu çalışma ona yönelik bir çalışmaydı. Biraz empati kurmak ya da daha da ileri giderek sempati kurmak amacıyla yapılmış bir çalışmadır.  Bu tür çalışmaların devam etmesi gerekir. Çünkü insan kendini insanda tanır. Bu tür atölyelerde insanlar başka hayatlardan haberdar olur, başka metotlar dener, şiddetin tanımını yapar, kendini iyi hisseder. Çünkü atölyelerin amacı kendini tanımaktır. Varsa sorunu ortaya koymak ve birlikte çözüm yollarına gitmektir.

 

-Çalışma beklentilerinizi karşıladı mı?

Benim beklentimden ziyade katılımcının beklentisini karşıladı mı? Budur önemli olan. Atölyelere gelen katılımcılar farklı sosyal çevrelerden gelen insanlardı. Bu çok hoştu işte. Çünkü ülkede şöyle bir durum var: Aynılar aynı yere.
 



Biz birbirimizi dinlemez ve birbirimizi tanımaz olduk. Bir öğretmenle bir kuaför bir ev hanımıyla bir öğretim görevlisi aynı doğaçlamada birlikte rol alıp farklı sesler çıkarabiliyor ve biri konuşurken diğeri dinliyorsa benim daha fazla bir şey beklemem terbiyesizlik olur. Değerlendirmede bir ezgi yakaladık gibi geldi bana. Bir de atölyelerden birinde üç tane erkek arkadaşımızın olması çok güzeldi. Çünkü erkek gözüyle kadını gördük. Gördüğümüz pek hoşumuza gitmedi ama en azından onları anlamaya kendimizi anlatmaya çalıştık. Biz şiddetin tanımını yaparken, onların bizim tanımlarımızı reddetmeleri sorunumuzun ne olduğunu nereden başlamamız gerektiğini göstermesi açısından oldukça önemliydi. Kendilerinin eril zihniyetle bir sorunu olmadığını büyük bir saflıkla söylediler. Çünkü eril zihniyete hizmet eden ya da kendilerinin eril zihniyetin temsilcileri olduğunu düşünmüyorlar. Çünkü onlara göre bazı davranışlar şiddet değil, öyle ya şiddet olarak kabul etseler o davranışı yapmazlar zaten. Bu tür atölye çalışmaları ne kadar çoğalır ve katılımcısı ne kadar artarsa o zaman gözle görünür bir farkındalık yaratmış oluruz toplumda. Çünkü daha önce söylediğim gibi sıcak patatesi insanların eline tutuşturduktan sonra patatesi soğutup yiyecekler mi yoksa yemek mi yapacaklar kendileri karar vermeliler.Bu atölyelerin amacı insanların mevcut durumdan rahatsız olmalarını sağlamak. Bu yüzden ilk önce şiddetin tanımını yapmak, sonra şiddeti ortadan kaldırmak için yöntemler bulmaya çalışmak. Ve çoğalmak gittikçe çoğalmak. Biz kadınlar kadınların sesini duymalıyız ilk önce. Yüksek çıkan ses; bir çığlık mı bir feryat mı bir haykırış mı bir şarkı mı ilk önce onu tanımlamalıyız. Örneğin en eğitimlimiz ve en duyarlımız bile bazen bu çalışmalarda kendinin de eril zihniyetle yetiştiğini  fark ediyor. Çünkü biz bu toplumun içinde yaşayan ve toplum tarafından yetiştirilen bireyleriz. Doğaçlamalarda çok net görebiliyoruz bunu. Örneğin atölyelerden birinde kadın öğretmen arkadaşımızı “ezen” olarak sıcak sandalyeye oturttuğumuzda eril zihniyeti öyle güzel savundu ki karşısındaki katılımcılar bir süre sonra pes etmek zorunda kaldı.

 

-Biraz önce bir kadın arkadaşın eril şiddeti çok iyi özümseyip bunu karşı tarafa verebildiğini söylediniz? Kadınların bunu bu kadar özümseyebilmesinin nedeni nedir? Aslında şiddete uğrayan kendisi iken nasıl bunu özümseyebilir?

Çünkü kadın da şiddetin tanımını tam olarak yapamıyor. Kadın bu toplumda yetişiyor; hatta kadın bu toplumu yetiştiriyor. Erkeği de yetiştiren kadın. Bizler bu toplumun ‘kara balık’larıyız. Hatta biraz eşitlikten, kadına özgürlükten söz edin; insanların size bıyık altından gülümseyip, “Sen de çok oldun ama!” der gibi baktığını görebilirsiniz. Aslında istediğiniz evrensel değerlerin ötesinde bir şey değildir. İstediğiniz insanca muameledir. Annelerimizin ağabeylerimize ya da erkek kardeşlerimize tanıdığı özgürlüğü bize de tanıdığı gün bunları hiç konuşmayacağız emin olun. Yetiştirilme tarzımızda bir sorun var bana göre. Çünkü şiddet ailede başlıyor. Çocuğunu döven anne/baba dövdükten sonra çocuğu  şiddeti hak ettiğine ikna ediyor. Düşünebiliyor musunuz çocuk hem şiddete uğruyor hem de bunu hak ettiğini düşünüyor. Biraz büyüdüğünde öğretmeninden gördüğü şiddeti de, evlendiğinde kocasından gördüğü şiddeti de hak ettiğini düşünüyor. Kadın emanet gibi yetiştiriliyor. Babadan ağabeye, ağabeyden kocaya…Birine emanet olarak devredilebiliyorsanız onun inisiyatifine bağlı olarak yaşarsınız. Televizyondaki evlendirme programları toplumun özellikle kadının nasıl düşündüğünün en güzel kanıtıdır. Kadın evleneceği erkek için “Beni koruyup, kollayacak, beni taşıyacak, bana sahip çıkacak” tanımlarını yapar. Kadın kendine bir eş bir hayat arkadaşı değil bu durumda bir Efendi bir Sahip arıyor. Boynunuza bir yular takıp bu yuları  kendi ellerinizle efendinize teslim ederseniz daha sonra efendinizden merhamet dilenmek zorunda kalırsınız. O yüzden erkekten daha çok kadının bu konuda bilinçlendirilmesi lazım bana göre. Kadının kadına şiddeti bittiği gün eril zihniyetin de sonu gelecek emin olun.

 

-Unutamadığınız bir anınızı paylaşabilir misiniz?

Çok  hayatlar biriktirdim drama çalışmalarında. Bir tanesi var ki beni çok şaşırtmıştır. Yıllar evvel Milli Eğitimde öğretmen arkadaşlarımla forum tiyatro örneği üzerinde çalışıyorduk. Forum tiyatroda bir sorun üzerine çalışırsınız. Sorun ezen ve ezilen üzerine kurulmalıdır. Ezenin ve ezilenin bariz görüldüğü bir olay olmalıdır. Burada bazı teknikler kullanılır. Ve bu tekniklerin doğru kullanılması için katılımcıların başlarından geçen ya da başından sonuna tanık olduğu bir olay anlatılmalıdır. Çünkü karakterler katılımcılar tarafından doğru tahlil edilmelidir ki role giren arkadaşlar bizim sorduğumuz bütün sorulara kesin cevap verebilsinler. Bu tür çalışmalarda katılımcılar başlarından geçen olayları anlatırlar genelde. Ama söz konusu şiddetse bir başkasının başından geçmiş gibi anlatırlar. Çünkü insanlar şiddet gördüğünü herkesin içinde söyleyemez, bu utanılacak ve saklanılacak bir şeydir. Bir kadın arkadaş grubuna kocasından şiddet gören bir öğretmenin hikayesini anlatır ve olayın kahramanlarının ne iş yaptıklarını nasıl bir karaktere sahip olduklarını söyler ve rolleri paylaşarak doğaçlarlar. Doğaçlamayı çözümsüzlük noktasında bırakırlar. Kadın arkadaş da şiddet gören öğretmeni oynar. Doğaçlama bittikten sonra katılımcılarla birlikte konu üzerinde tartışmaya başladık. Ne olursa bu şiddet biter, ne yapmak gerekir, olayın neresinde davranış değişikliği yaparsak şiddeti durdururuz gibi varsayımlarda bulunduk. Gördük ki şiddet gösteren erkeğe nasıl davranırsak davranalım onu değiştiremeyeceğiz. Biz de ezilen kadının bir karar vermesi noktasında devreye girmek istedik ve bilinç koridoru yaptık. Bu koridorda ezilen kadın adım adım koridorun sonuna gelecek ve koridoru oluşturan katılımcılar ona ne yapması gerektiğini söyleyecek. Koridorda farklı sesler ezilen kadına kocasını boşamasını ve hayatına yeniden sahip olması gerektiğini söylediler. Koridorun sonunda öğretmenin kararını açıklamasını istedim. Kararının boşanma olacağından o kadar emindim ki cevabını uzun süre anlayamadım. Öğretmenim “Boşanamam” dedi. “Bu evde kalıyorum.” Koridoru oluşturan katılımcılar ve ben cevap karşısında hayrete düşmüştük. Nedenini sorduğumuzda ise “ Dul sıfatıyla yaşamak istemiyorum” dedi. Dul olmak kötü bir şey mi diye sorduğumuzda ise “ Dul olunca şiddet ikiye katlanıyor, toplumsal şiddeti görmektense evdeki erkek şiddetine razıyım.” dedi. 

Öğretmenim,  bu ülkenin okumuş, aydın insanı. Onu böyle düşündüğü için suçlayabilir miyiz bilmiyorum. Ama ben bu cevaba çok hayret ettiğimi biliyorum. Koridordaki katılımcılar ona bir pencere açtılar muhakkak. Ama o realiteden uzaklaşamadı. Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok şu durumda. İş ki zincirlerimiz olduğunun farkına varalım."

 

Hocamızın izniyle katılımcılardan da düşüncelerini aldık, bir çoğu bu atölye çalışmasından çok keyif aldığını söylerken bir katılımcı ise "Evet burada dediğiniz her şey doğru, sizlere hak veriyorum ancak dışarıda burada davrandığım gibi davranırsam bana (sen ne biçim erkeksin) derler dedi.

Sanırım hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir cevap.
 

 






Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER SÖYLEŞİ Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Serdivan toz içinde...
    Serdivan toz içinde...
  • Bir zamanlar Sakaryaspor...
    Bir zamanlar Sakaryaspor...
  • Yaşamın Kıyısındakiler
    Yaşamın Kıyısındakiler
  • 1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
    1.HIDIRELLEZ KARAGÖL YAYLASI TURİZM ŞENLİĞİ YAPILDI
  • Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
    Adapazarı'nda 19 Mayıs Coşkusu
  • NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
    NİSAN'DA KAR YÜRÜYÜŞÜ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Şiddete karşı kör müyüz?
    Şiddete karşı kör müyüz?
  • İşçi karıncaların orijinal sesleri...
    İşçi karıncaların orijinal sesleri...
  • Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
    Canlı bombaların görüntüleri ortaya çıktı
  • GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
    GÜNÜN ANİMASYONU: Tom’un sırrı
  • Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
    Grup Yorum'un yeni albümü çıkıyor
  • Fındık üreticisinin isyanı...
    Fındık üreticisinin isyanı...
VİDEO GALERİ
YUKARI